Yarın sabah da güneşin doğacağını biliyor muyuz?

LİSE yıllarımda kavramakta zorluk çektiğim az sayıda şeyden biri, tümden gelim ve tüme varım yöntemleriydi.

Haberin Devamı

Evet sorulduğunda iki yöntem arasındaki farkı söyleyebiliyordum. Zaten isimleri bu farkı belli ediyor bize.
Ama aradaki farkı tam olarak idrak etmem ve birisi bana herhangi bir konuda bir kanıt söylediğinde o kanıtın tümden gelimle mi yoksa tüme varımla mı oluşturulduğunu şıp diye söyleyebilir hale gelmem biraz zamanımı aldı.
Birkaç hafta önce bir pazar burada genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) kanser yaptığına ilişkin araştırma sonucuyla ilgili tartışmaları aktardığım bir yazı yazdım.
Yazıda GDO’lu mısırla beslenen farelerin kanser olduğunu ‘kanıtlayan’ araştırmanın bir hayli sakat olduğu anlatılıyordu. Bu konuda epeydir süren geniş katılımlı bir eleştiri dalgası var, söz konusu araştırmayı yerden yere vuran.
Yazıya ilişkin tepkilerin bir bölümü bana bu yazıyı yazdırdı. Onlar, ‘GDO’nun kanser yapmadığı kanıtlansın öyleyse’ diyorlardı kabaca özetlemem gerekirse.
İşte burada tümden gelim-tüme varım farkı karşımıza çıkıyor.
Şunu şimdiden kesin biçimde söyleyebilirim: Sadece GDO’nun değil, en zararsız kabul ettiğimiz şeylerin, mesela suyun bile kanser yapmadığı kanıtlanamaz.
Çünkü kanıtlamaya kalkarsak, bütün su damlalarıyla bütün kanserler arasında ilişki bulunmadığını tek tek göstermemiz gerekir ki bu imkansız.
Öte yandan, terse tek bir örnek bile suyun kansere yol açtığını kanıtlar ve insanlık tarihinin başından beri içilmiş suların kansere asla yol açmadığı bilgisini bir anda siler atar.
Güneşimiz milyonlarca yıldır her sabah bizi hiç şaşırtmadan doğu ufkundan beliriyor, her akşam batı ufkundan kayboluyor. Ama bu bilgi bir kanıt değil. Yarın sabah da güneşin doğudan doğacağını bize kesin biçimde kanıtlayacak bir yönteme sahip değiliz. Güneşin yarın sabah doğacağını sadece ve sadece insanlığın geçmiş tecrübesinden ötürü ‘biliyoruz.’
Ama mesele şu ki, güneşin yarın sabah yeniden doğacağını kesin bir kanıtla gösteremiyor olmamız, güneşin bunca yıldır her sabah doğduğu ve çok büyük bir olasılıkla yarın da doğacağı bilgisini boşa çıkarmıyor, bunu bir ‘hurafe’ haline getirmiyor.
Güneşin yarın sabah doğup doğmayacağıyla ilgili araştırmalar yapmak gereksiz ama insan sağlığına zararı dokunabilecek şeyleri sonuna kadar araştırmak gerek. Bu durum GDO için de geçerli.
GDO’nun sağlığa zararsız olduğunu hiçbir zaman kanıtlayamayacak da olsak, onu araştırmaya devam etmeliyiz; eğer sağlıksız bir şeyse bunu bilmeliyiz.
Çünkü geçmişte başka şeyler için çok erken ‘zararsız, hatta faydalı’ diye ‘bilimsel’ açıklamalar yapıldı ama sonradan öğrenildi ki onlar hiç de masum şeyler değil. Bu konuda en çarpıcı örnek DDT.
Fakat geçmişte böyle bir örnek olması da, yine aynı düşünce yönteminin kısıtlılıkları nedeniyle gelecekte de aynı şeyler olacağının bir kanıtı değil. Bunu da unutmayalım, nasıl iyimser heveslerimizi sınırlamaya çalışıyorsak geleceğe ilişkin korkularımızın da bizi yönetmesine izin vermeyelim.

Haberin Devamı

Olasılıklar evreninde yaşadığımızı unutmayın

Haberin Devamı

Unutmamamız gereken bir şey var: Bir olasılıklar evreninde yaşıyoruz. Bizim ‘gerçek’ dediğimiz şey de aslında bir olasılık. Bazen çok yüksek, bazen de oldukça düşük bir olasılık.
Burada birkaç hafta üst üste kendi beynimizin aslında bizi nasıl yanılttığını örneklerle yazmaya çalıştım. Beynimiz, dış dünyadaki ‘gerçek’i bize yeniden kurgulayarak, bazen de kendi işine geldiği gibi kurgulayarak, hatta düpedüz uydurarak sunabiliyor.
O yüzden, bir kişinin veya bir kurumun ‘gerçek’i bildiğini sakın ola ki düşünmeyin. ‘Gerçek’in tekelini elinde tuttuğunu düşünen, buna etrafını da inandırmaya çalışanlardan ise bence mümkün olduğunuzca uzak durun.
Güneşin yarın sabah doğacağını bile yüzde 100 kanıtlayamadığımız bir dünyada birilerinin ‘gerçek’i bilme olasılığı çok ama çok daha düşüktür.
Tümden gelimle tüme varım arasındaki fark tahmin edemeyeceğiniz kadar önemlidir.

Yazarın Tüm Yazıları