Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yarınki yazı üzerine

Salih NEFTÇİ

Yarın bu köşede çıkacak yazı konusunda bazı spekülasyonlar yapacağız.

ÖNEMLİ Mİ?

Yarın ele alacaklarımız zaman zaman ‘‘önemli’’ diye adlandırdığımız konulardan mı?

Bu şekilde adlandırmak zor.

Geri dönülemeyecek noktalara gelindikten sonra yapılan tartışmalara ne kadar ‘‘önemli’’ diyebiliriz?

Mesele yanlış politikaları daha işin başlangıcında ele almak değil mi?

Bunlar 1996-1997 yıllarında yazdığımız yazılarda aranmalı.

BREZİLYA MI?

Yarınki yazının konusu Brezilya'daki devalüasyon da değil.

Kimse isteyerek devalüasyon yapmaz. Sonuna kadar dayanmaya çalışılır.

Çünkü, devalüasyon bir yüz karasıdır. Çaresiz kalındığı için gelir.

Brezilya da yüksek reel faizlere dayanamadı. Sanayinin durma noktasına geldiğini gördü. Dış ticaretteki olumsuz gidişi fark etti. İşsizlikteki artış karşısında korktu. Döviz rezervlerinin daha fazla azalmasını göze alamadı. Çaresiz kaldı.

Peki yarınki yazı bir Türkiye-Brezilya kıyaslaması mı?

Hayır.

Açık pozisyon konusunda piyasalara verilmiş sözümüz var. Açık pozisyonun tehlikelerini yeteri kadar vurguladık. Piyasa profesyonelleri aldıkları riskleri biliyor olmalılar. Bu risklerin maliyetini de...

Açık pozisyon konusundaki sözümüzü tutacağız.

Konuya ‘‘sonra’’ değineceğiz.

BANKACILIK SİSTEMİ

Bu aralar hangi ülkeye giderseniz gidin, ekonomideki sorunlardan birisi, bankacılık sektörünün durumu.

Ama Güney Kore, Tayland, Arjantin ve kısmen de Brezilya gibi ülkelerde bu sorunlar açıkça ortaya çıktı. Batan battı. Kalanlar, bünyelerini güçlendirdiler, yabancı ortaklar buldular. Bilançolarını yenilediler.

Şimdi yola daha güçlü devam etmeye çalışıyorlar.

Türkiye, bu konuda Japon yöntemini seçti:

‘‘Ben sorun yok dersem, siz sorun yok derseniz sorun yoktur.’’

Bankacılıkta tartışmalı uygulamalara gidildi. Birçok bankanın üst yönetimi, bizlerin (ve başkalarının) inandığı, çağdaş risk yönetimi ilkelerine ters düştü.

Bu konuyu yeni başlamış olduğumuz bir yazı dizisinde zaten ele alıyoruz. Zaman içinde detaylarına da gireceğiz.

Ama detaylar yarınki yazıda değil.

YÜKSEK FAİZLER

Bundan bir ay önce reel faizler yüzde 45 civarındaydı. Bu faizleri ‘‘fahiş’’ olarak adlandırmıştık.

Şimdi reel faizlere bakıyoruz.

Faizler daha da yükselmiş! Reel faizler bizim hesabımıza göre yüzde 47.

Bu ilginç bir nokta, elbette tartışılması gerekiyor. Ama yarın değil.

SORUMLULAR

Peki, yarınki yazı ‘‘gelinen noktanın sorumluları’’ konusunda olamaz mı?

Kim, hangi yanlışları yaptı?

Yanlış politikaların izlenmesi kimlerden dolayı oldu?

Elbette, bunlar ‘‘sonra’’ epeyi yazılıp çizilecek. Ancak defalarca tekrarladık:

Kişiler bizi ilgilendirmiyor.



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI