Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ünlü isimlerle kısa seçim turu

İSTANBUL’UN iki ünlü adayı Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ile eski DİSK Başkanı Süleyman Çelebi’nin seçim çalışmalarından kısa birer kesit izledim.

Taksim Meydanı’nda, ‘Genç Kafa’ adı verilen AKP seçim standında buluştuğum Çubukçu’nun sağ elinde bileklik vardı, “Geçmiş olsun” dedim.
Gülerek; “Ben değil, sıkanlar yaptı. Az daha sol elim de gidiyordu; ama ‘Onu bari bırakın’ dedim kurtardım. Sinir zedelenmesi. Artık seçimden sonra bakacağız” karşılığını verirken, şikayetçi değil, memnun bir siyasetçiydi.
Memnuniyeti günde 12-14 saat süren seçim çalışmasında halktan aldığı karşılıktan kaynaklanıyordu, “Önceki seçimlere göre daha rahatız” dedi.
Bu rahatlığın nedenini açıklarken şöyle bir değerlendirme yaptı:
“Seçim maç havasında geçmiyor. Doğrusu da bu. Demokrasisi ilerlememiş ülkelerde maç havasında seçim yapılır. Türkiye o eşiği geçti; hoşgörü var, demokrasi var. Anlayacağın saha çok iyi; saygı var, düşman yok.”

PROFESYONEL BİR ÇALIŞMA

Bir başka rahatlığı ise önceki seçimlere oranla daha az iş talebi, daha çok ‘yeni dönemde şunu yapın, bunu yapın’ önerileri almalarından kaynaklanıyor.
Sözlerini, “Çünkü önemli ölçüde rahatlamış olan seçmen iktidara geleceğimizden emin” diye sürdüren Çubukçu ile İstiklal Caddesi’ne çıktığımızda tam bir profesyonel organizasyonla karşılaşıyoruz.
Önde, Çubukçu ve iki aday arkadaşının anons edildiği bir minibüs yol alırken adayların biraz gerisinden yürüyen 30 kadar partili broşür dağıtıyor, bayrak sallıyor, adayların her elini sıktığı kişiye verdiği karanfilleri taşıyor.
Yürüyüş boyunca sadece iki kadın karanfil almayarak, bir kadın da sözlü tepki gösterdi; ama bir iktidar adayı için bu kadarcığını çok normal görmeli.
Bu tür tepkilere hiç aldırmayan Çubukçu, inanılmaz hızlı, hareketli; kadın-erkek herkese sarılıp poz veriyor, şaka yapıyor, laf atıyor, alışveriş yapıyor, kişideki detayları hemen görüp sohbet konusu çıkarıyor.
Örneğin; telefonda konuşan bir kadına, “Sevgilin mi?” diye laf attı, kadın başıyla onaylayınca karanfili uzatırken “Ver bakalım onu” dedi; kadın, “Yok; karanfili alayım sevgilim bende kalsın” esprisi yapınca kahkaha koptu.
Çubukçu ile son durağımız Beyoğlu Belediyesi Şişhane Gençlik Merkezi oldu.
Çubukçu prova yapan New Light adlı orkestra ile karşılaşınca, hemen “Hadi çalın bir parça ben de söyleyeyim” dedi ve uzatılan mikrofona “Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım” şarkısını bir sahne performansı ile söyledi.

BU DA HALK TİPİ

Çubukçu’dan ayrılıp Bakırköy’de buluştuğum Çelebi, eşi Melahat Hanım, ilçe başkanı ve 2-3 partili arkadaşıyla birlikte sessiz sedasız sokak turundaydı.
Yani ne minibüs, ne parti şarkısı, ne karanfil; sadece broşür ve tokalaşma.
Çelebi, “Bizimki halk tipi, imkânlar meselesi” diyerek gezisine devam etti.
Sıkmadık el bırakmayan Çelebi, çoklukla çalışanları, kahvehane ve lokanta müşterisini, esnafı hedefliyor, “Yoksulun, mağdurun, sizin sesinizim” diyor.
Melahat Hanım’ın eşliği çok güzel; ancak seçmenle temasta gerilerde kalıyor.
Sorduğumda Çelebi, “Daha çok kişi ile tokalaşma için böyle yapıyoruz. Ama mesajı aldım, hiç öyle düşünmemiştim. Melahat biricik hayat arkadaşım. Her yerde, her zorlukta beraberdik, seçmenle tokalaşırken de olur” dedi.  
Çelebi, belki mekan Bakırköy olduğundan tek bir tepki almadı; ancak arka sokaklarda dolaştı ve her yer için “Aynı” dedi, Güngören’e özel vurgu yaptı.
Bu iddiası doğru ya da yanlış; ancak işçilerden özel yakınlık gördüğünü, “Bizi bırak başka yere git” desteği aldığını söyleyebiliriz.

X