Ucubeyi yıkmak

SİLUET diye özetlenen konuya devam ediyorum.

Haberin Devamı

Maalesef İstanbul’da 1990’larda İnönü Stadı’nın yanında dikilen “Gökkafes” çakılıp kaldı, hukuken artık yapacak pek bir şey yok. Zamanında, önleyecek veya yıkacak siyasi irade gösterilmediği için, mahkeme kararları kâğıt üzerinde kaldı.
Bugün de İstanbul’da ‘Tarihi Yarımada’nın siluetini bozan gökdelenler çözüm getirmek siyasi iradenin, iktidarın elindedir.
Evet, hukuken bu mesele Başbakan’ın “ucube” sayıp kaldırttığı “heykel” meselesi gibi değil; yürüyen bir hukuki süreç var, mülkiyet ve müktesep hak sorunları var. Ama İstanbul’un tarihi silueti öylesine tahrip edilmiştir ki, hukuka uygun çözüm getirmek iktidarın sorumluluğundadır. Zaten planı yapan da ruhsatı veren de iktidarın belediyeleriydi.

HUKUKUN YOLLARI

Madem mülkiyet ve müktesep hak gibi sorunlar var; ne yapılabilir? Yollardan biri kamulaştırıp yıkmaktır. Fakat dün bir idare hukuku uzmanı dikkatimi çekti. Kamulaşma rayiç bedel üzerinden yapılacağı için devlete çok pahalıya mal olur.
Çözüm için anahtar, Zeytinburnu Belediyesi’nin yıkım kararı almasıdır!
Ama, gökdelenleri yasaya aykırı bulan 4. İdare Mahkemesi sadece planı ve ruhsatı iptal etti, yıkım kararı vermedi. Sahiplerinin mülkiyet ve müktesep hakları da var... Bu durumda belediye yıkım kararı alabilir mi?
Bir Danıştay uzmanının uzun cevabının özeti şöyle:
“Belediyenin böyle bir karar alması üzerine tabii gökdelen sahipleri itiraz eder, ‘yıkım’ konusu bu şekilde Danıştay’ın önüne gelir. Danıştay elbette mülkiyet ve müktesep haklarını dikkate alır fakat böyle olağanüstü durumlarda yıkım yapılabileceğine dair yeni bir içtihat yapabilir. Dünya Kültür Mirası ve Anayasa’nın 90. maddesi gibi güçlü gerekçeler var çünkü!”
Bu durumda, silueti kurtaracak miktarda yıkım yapılır, firmaya “rayiç bedel” değil; sadece maliyet üzerinden “tazminat” ödenir.

560. YILDÖNÜMÜNDE

Uzun, teknik, hukuki ayrıntılara girmiyorum. “Plan iptali” ile “ruhsat iptali” arasındaki farkın hukuki sonuçları üzerinde de durmuyorum; olayımızda ikisi birden var üstelik.
Üzerinde durmak istediğim konu, sorunun çözümünün “siyasi irade”ye bağlı olmasıdır.
Bugün 29 Mayıs Çarşamba, İstanbul’un fethinin 560. yıldönümünde, Sayın Başbakan’a seslenmek istiyorum.
Bin yıllık, beş yüz yıllık ‘Tarihi Yarımada’nın ve Sultan Ahmet Camisi’nin emsalsiz siluetinin ucube gökdelenler tarafından bozulmasının vebali, Çamlıca’ya beton cami yapmakla kaldırılamayacak kadar ağırdır. Hukukta bunu gidermenin yolları da var, yeter ki siyasi irade konulsun.

ŞEHİRLEŞME SORUNLARI

Elbette konuyu mimari bir “cadı avı”na dönüştürmek düşünülemez. Bugünkü Türkiye’de eski 20-30 milyonluk Türkiye’nin, bir milyonluk İstanbul’un kent yapısını geri getirmeye kalkmak mülkiyet sahibi milyonlarca vatandaşa zulüm olacağı gibi iktisadi ve kültürel bir yıkım da olur.
Türkiye maalesef şehirleşmede yüzyıl gecikti; İkinci Dünya Savaşı sonrasından bugüne, hem nüfus patlamasını hem şehirlere hücumu birlikte yaşadık. Şehirlerimiz bunun altında ezildi. Kentsel dönüşümlerle düzeltmeye çalışıyoruz.
Tabii ki gökdelenlerimiz olacak; fakat şehrin genel görünümünde Asya ve Ortadoğu şehirleri gibi kaotik bir manzara vermeyecek şekilde...
Hepsi bir tarafa, ‘Tarihi Yarımada’nın ve Sultan Ahmet Camisi’nin siluetini korumak, İstanbul’un kimliğini korumaktır; bambaşka bir kültürel, mimari ve siyasi bir sorumluluktur.
NOT: Merhume Nazmiye Demirel Hanımefendi’ye Allah’tan rahmet niyaz ediyorum; 9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’e sabır ve başsağlığı diliyorum.

Yazarın Tüm Yazıları