Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye’nin itibar derecesi

İş idaresinde, şirketlerin üç tür itibarından ya da imajından bahsedilir.

Birincisi, kurumsal; ikincisi, marka; üçüncüsü de ürün imajlarıdır. Benzeri bir imaj/itibar irdelemesi ülkeler için de yapılabilir. Bir ülkede demokrasinin varlığı en önemli kurumsal itibar kıstasıdır. Diğer önemli itibar kıstasları arasında, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve özgürlükler gelir. Ülkenin “İtibar Derecesi”nin (Credit Rating) tespitinde iktisadi-mali kriterler yanında kurumsal itibarı da göz önünde tutulur. 

KIRMIZILI KADIN

Birlikte düşünelim. Acaba, Gezi Parkı’nın imara açılmasını engellemek amacıyla başlatılan (ve maalesef fırsatçılar tarafından kirletilen) barışçıl işgal eylemi ile Başbakan Erdoğan’ın sergilediği “Ben ne dersem o olur” tavrı, ülkemiz itibarını kısaca Türkiye markasını nasıl etkilemiştir? Kuşku yok ki, Başbakan Erdoğan’ın buyurgan tavrı, Türkiye’ye itibar kaybettirmiştir. Buna karşı püskürtülen biber gazı karşısında omzunda çantasıyla hiçbir mütecaviz tavır takınmadan dimdik duran o kırmızılı kadının fotoğrafı Batı dünyasının kalbini hatta hayranlığını kazanmıştır. Bilinsin ki; bu “diklenmeden dik duran kadın fotoğrafı” kurumsal kimliği içinde
laiklik olan Türkiye markasına
çok olumlu katkı yapmıştır. Diğer yandan, İzmir’de olay yerinden uzaklaşmakta olan bir kıza arkadan yaklaşıp saçını çeken polis videosu da Türkiye’nin itibar kaybetmesine sebep olmuştur. Hakeza savaş yerine dönen Taksim meydanından yapılan canlı yayın da imaj bozmuştur. 

İSLAMİZİM VE LAİSİZİM

Avrupa Birliği’ne tam üyelikte ısrar ederek “Bizi de aranıza alın” dediğimiz Batı’da “İslâm’dan Ürkme” (İslamofobi)  giderek derinleşen bir ruh halidir. Türkiye markasının, Batı nezdinde en beğenilen iki niteliğinden biri demokratiklik ise diğeri de lâikliktir. Bunu iptal edip yerine “İslamizim” koymanın, Başbakan’ın uluslararası ilişkiler stratejisine ters düşeceğini sanıyorum. Avrupa Birliği, söylendiği gibi bir Hıristiyan topluluğu değil, “laikler” topluluğudur. Bizim ısrarla vurgulamamız gereken husus da budur. AB ile Türkiye’nin bütünleşmesi, Müslüman-Hıristiyan koalisyonu ile değil “laiklik” temeli üzerine inşa edilebilir.
Son Söz: Laik insan, laik ülkede bulunur.

X