Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tuğçe Tatari’ye cevaplar…

Akşam yazarı bu bayanla hiç tanışmadım, yazılarını da okumam. Sadece bundan yaklaşık bir sene önce yazdığı bir yazıyı arkadaşlarım uyarınca okumuştum. Yazı amcamla ilgiliydi.

Bu yazıyı okuduktan sonra o sıralar yazdığım bir haber sitesinde  aşağıda okuyacağınız yazıyı yazmıştım.

"Oğuz Aral’ın genç sevgilisi kimdi?"

Başlık bu. Yazan Tuğçe Tatari.

Başladım okumaya...

Başlangıç hoştu, sevindim.

Amcamın, babamın sevilmesi, onlara değer verilmesi, benim bu hayatta evladımdan sonraki en büyük gururum.

Yazının devamı, amcamın biyografisi olarak hazırlanıldığına inandırıldığımız kitapla ilgiliydi. Kitap zaten amcamı anlatmaktan bir hayli uzaktı. Ama beni gerçek anlamda şaşırtan, yazarın kitaptaki takıldığı noktaydı.

"Oğuz Aral'ın sevgilisi…"

Hele ki “Oğuz Aral’ın sevgilisi vardı ve onsekiz yaşındaydı" diye yazması, ailesiyle ilgili yorumları,  amcamın içkiye düşkün olduğunu yazması, beni ciddi anlamda kızdırdı.

Tepkimi yansıtmadım, sadece telefonda bir gün İsmail Bey’e yazıyı eleştirdim.

“Vefat etmiş bir insanın arkasından böyle bir yazının yazılması, bu yazıyı ailesinin de okuyacağı göz önüne alınınca, sizce hoş mu?” dedim.

O da bana, “Haklısınız” dedi.

Konuyu kapattım.

Oğuz Aral’ın sevgilisi vardı ya da yoktu… Kimseyi bağlamaz!

Bu insan vefat etmiş, başka bir diyara gitmiş. Elinde bilgi ve belge olmadan kalkacaksın Oğuz Aral’ı sübyancı gibi göstereceksin… Olmaz! Hele bir gence ve Oğuz Aral’a bu kadar uzak bir insana hiç yakışmaz!

Sonra haliyle bu konu kapandı.

Taa ki, bir gece Facebook da yaşanılan bir duruma kadar…

Ortak arkadaşların konuşmalarının yazıldığı bir ortamda ben Ayşe,  Tuğçe Tatari’yi görene kadar.

Konu gazeteler ve yanlış haberler üzerineydi; tutamadım kendimi…

Tuğçe Tatari’yi hazır yakalamışken; “Keşke amcamla ilgili yazarken, bir bilene danışsaydınız” diye yazdım.

Bana sert bir cevap geldi:    

“Hahahahaha.Facebook üzerinden hesap arama, siz gidin bu kitabı yazan amcanızın arkadaşlarına sorun!”

Ben de bir cevap yazdım; “Sevgili Tuğçe… Hesap arama gibi bir tabir bence pek hoş olmadı. Öyle hesap sormak gibi bir niyetim olsaydı, şuana dek kanuni yollardan gerekeni yapardım. Bu bir… İkincisi; bu kitabı yazan insanlar amcamın arkadaşları değil! Farzet ki arkadaşları… Sen de takdir edersin ki, benim amcama dostlarından daha yakın olabilme gibi bir ihtimalim de var”. Sonra aklıma geldi ve dedim ki; “Dur Tuğçe! Hemen bana saldırma. Yoksa isim benzerliği kafanı mı karıştırdı? Benim adım Ayşe Aral, Ayşe Arman  değil!

Yazının sonunu böyle bitirmiş olmamın nedeni, bu hanımın Ayşe Arman’a sıkca sataşmasıydı.

Şimdi bu yazının bugün gündeme gelmesine sebep olan durum, Tuğçe Tatari’nin dünkü Ayşe Arman’a sorular başlıklı yazısı oldu. İnternette gözüme  ilişen bu yazıyı okudum ve son derece çirkin buldum.

 Nedeni ise yazının bir insanı ve en sevdiklerini, tüm ailesini, en önemlisi de evladını aşağılar tarzda olmasıydı. Tuğçe hanım Ayşe’nin yeni çıkan kitabını okumuş, kitapta bulamadığı, merak ettiği, eksik kalan soruları da gazetedeki köşesinden sormuş.

Ayşe bu soruları belki cevaplamaz dedim ama hanımın da yazı dozunu pornografiye kaçırarak özel ilgi alanını bariz belli ettiği sorularına yönelik merakını gidermek isteğiyle kendimce bazı sorularını cevaplamaya karar verdim.

1) Hamilelik esnasında doktoru “seks yapmak yasak” dediğinde neler hissetti? Bu zorlu günlerin üstesinden nasıl geldi?

Cevap:  Bildiğim kadarıyla çocuğunuz yok,  yani konuya uzaksınız.  Hamilelikte tehlikeli bir durum olmadıkça doktorlar seks yasağı getirmiyorlar.

2)  Doğumdan sonra kaç adet pişmaniye yedi, kaç bardak su içti?

Cevap:  Soru çok boş cevaba değmez ama illa merak ediyorsanız; Ayşe pişmaniye sevmez,  favori tatlısı CremeBrule.

3)  Ayşe’nin kızının halasını, anneannesini, babaannesini sevip sevmediği ya da hangisini daha çok sevdiğine dair soruya...

Cevap:  O yaştaki çocuklar aile büyüklerine duydukları sevgide ayrım yapmazlar. Benim de evladım var bilirim. Sanırım sizde durum farklıydı; aynı anda birkaç kişiyi sevememek gibi bir probleminiz vardı.  Eğer öyleyse ben merak ettim siz en çok kimi severdiniz?

4)  Alya’nın ikinci ayak parmağı hala annesininkine benziyor mu?

Cevap:  Ay Tuğçe hanım, valla daha yeni gördüm birebir aynı...  Alya’nın da ayakları Ayşe’ninkiler gibi güzeller! Sizin de bir evlat sahibi olabilmenizi diliyorum.

5) Doğumdan sonra  sağ memeden mi sol memeden mi daha çok süt geldi?

Cevap:  Her normal kadın gibi,  bazen sağdan bazen soldan,  ama genelde iki meme de birbirleriyle uyumlularmış. Ben de çok  merak etmiştim de sordum oradan biliyorum,  dedim ya darısı başınıza…

6) Kitapta gördüğümüz bebeklikten çocukluk dönemine geçen Alya’nın popo fotoğrafı son popo fotoğrafı mı?

Cevap: Popoya olan merakınızı da bu yazınızla öğrenmiştik olduk, ilginç bir ilgi alanı gibi görünüyor.

7) Alya’nın babası evde genellikle üstü çıplak mı dolaşıyor? Bu bir aile geleneği mi? 

Cevap: Hım, bu soru pek tehlikeli, aklıma başka şeyler getirdi Tuğçe hanım…

8) Fanatik Fenerbahçe taraftarı Ömer Bey, ileride Alya’nın Galatasaraylı bir sevgilisi olursa çok sinirlenecekmiş. Peki bunun için nasıl önlemler düşünüldü?

Cevap: Ömer beyle ilgili ikinci soru, hımm tehlike artmaya başladı gibi. İyice kötü düşünmeye itiyorsunuz beni…

9) Kitapta yer alan “Alya ve baba beraber banyo yapmaktalar” sahnesi sık sık yaşanıyor mu? Yaşanıyorsa hangi sıklıkta? Banyo yaparken hangi oyunları tercih ediyorlar

Cevap: Ohoooo... Yok artık, bu üç oldu. Tehlike sınırını da aştı! Artık aklıma “fantazi” kelimesi  gelmeye başladı.

Not 1: Tuğçe hanımın soruları genel olarak neden cinsel içerikli acaba? Normal biri kitabı okuduğunda bu sorular aklına gelmez. Popüler olmak adına etik denen şey yok sayılıyor gibi.. Ha yok eğer sırf mizahi olsun diye yazıldıysa o başka…  Ancak herkes mizah yapamaz ve yazamaz. Çünkü becerilmediği zaman o yazı insanları güldürmek yerine antipati toplar, ucuz olur. Bu nedenle magazin ve dedikodu yazmaya devam etmek daha garanti olabilir.

Not 2: Bayan Tatari’nin yapmakta olduğu şey,  “Dezenformasyon”dur. Doğruluğu bulunmayan veya yanlış olan bir bilgiyi kasıtlı olarak yaymaktadır.  Sanıyorum rencide etmeyi,  aşağılayıp küçük düşürmeyi kendine iş edinip yazılarına bir tarz oluşturmaya çalışmaktadır.

Not 3: Bizim memlekette yağcı çoktur ve ikiye ayrılır. Kimisi koca koca makineleri yağlar ama pırıl pırıldır üstü başı. Kimisi de kapı menteşesini yağlar, her tarafı yağ olur, kokusu da fizandan duyulur. Kimi yağcılar da toplumda yer edinebilmek adına üstün olma paranoyasına sarılarak, başkalarını karalar. Kokusu önce pek cıkmaz ama sonradan fena kokar!!

Not 4: Ayşe’nin avukatı mıyım? Sadece Ayşe’nin değil, ailesine hakaret edilen herkesin avukatıyım.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI