Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tufan Türenç: Cumhuriyetin polisi tekbir getirerek yürüyemez

Tufan TÜRENÇ

EĞER poliste ciddi bir temizlik yapılmazsa ileride daha büyük isyanlarla karşılaşırız.

Polis içindeki ideolojik gruplaşmalar 1980 öncesi boyutlara ulaşır ve kurum kontrolden çıkar.

Demokratik bir ülkede polis, gerekçesi ne olursa olsun sokaklara dökülüp tekbir getirerek yürüyüş yapamaz.

Yeniçeri askerleri gibi Babıáli'yi basamaz.

Bağlı olduğu otoriteye böyle bir saygısızlık içinde olamaz.

İçişleri Bakanlığı çok seri hareket etmek zorundadır.

Tarafsız, deneyimli müfettişlerinin vereceği raporlara göre kararlar almalı ve bu kararları da ödünsüz uygulamalıdır.

Polisin içindeki uç ideolojilere bağlı gruplar sökülüp atılmalıdır.

Yoksa bu polise kimse güven duyamaz.

Türkiye sorunlu bir ülke, her gün bir nedenle toplumsal olaylar çıkabiliyor.

Çeşitli gruplar sorunlarını duyurmak için çeşitli gösteriler yapıyor.

Polis tarafsız olmazsa olayların altından kalkamaz, hatta daha büyümesine neden olur.

Müdürünü itip kakan, valilik binasının önünde silahlarını sallayarak slogan atan, Başbakan'a, İçişleri Bakanı'na hakaretler savuran bir polisten bu ülkeye hayır gelmez.

İçindeki çürükler ayıklanırsa polis cumhuriyetin polisi olur.

* * *

Son günlerde üst üste meydana gelen olaylar toplum dengesini ve insanlarımızın moralini bozdu.

Bu tip fırtınalara alışık olmamıza rağmen olaylar karşısında soğukkanlılığımızı koruyamıyoruz.

Bazı kesimler hemen komplo teorileri üretiyor. Bunları ciddiye alsanız, Türkiye'nin battığına inanmanız gerekir.

Ecevit'in durumu iki yıl önce sanki bugünkünden farklıymış gibi, bütün olayları onun fiziksel eksikliğine bağlamak da gerçekçi bir yaklaşım değil.

Ayrıca bütün faturayı hükümete çıkarmak da insafsızlık olur.

Türkiye'yi yönetmek kolay değil.

Bu kadar sorunlu bir ülkede dengeleri kurabilmek ve bunları uyum içinde devam ettirebilmek için herkesin sorumluluğunu bilmesi gerekir.

Türkiye'yi yönetmeye çalışan bu hükümet göreve başladığından bu yana başarılı işler de yaptı.

İçinde bulunduğumuz kargaşa ortamında bütün kurumlar, örgütler ve vatandaşlar yönetime yardımcı olmak zorundadır.

Kışkırtıcı değil, yatıştırıcı olmalıyız.

Her kafadan bir ses çıkarsa hiçbir hükümet işin içinden çıkamaz.

* * *

Geçen gün bir işadamı arkadaşım hasta yatağından telefonla aradı.

Doktorların yasaklamasına rağmen heyecanla dert yanıyordu:

‘‘Ne biçim iş bu anlamıyorum. Bu ülkeyi batırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Bazı politikacılar ağzına geleni düşünmeden söylüyor. Alınması gereken önlemler savsaklanıyor, Avrupa Birliği'ne girmemek için her şey yapılıyor.’’

Doktorlar olaylarla ilgilenmemesini istiyorlarmış ama elinde olmadan hastaneden cep telefonuyla sağı solu arayıp gelişmeleri izliyormuş.

Şöyle diyor:

‘‘İnanın yapılan yanlışları görünce kahroluyorum. Bir defa şuna karar vermeliyiz. Avrupa Birliği'ne girmek istiyor muyuz, istemiyor muyuz? İstiyorsak yapmamız gerekenleri yapalım. İstemiyorsak yolumuzu ona göre çizelim. Her kafadan bir ses çıkarsa bir yere varamayız.’’

Arkadaşımın yerden göğe kadar hakkı var...

Zaten bir yere filan da vardığımız yok. Bizi Avrupa ailesine almak istemeyenlerin ekmeğine bol bol yağ sürüyoruz.

Adamlar baktılar, bizden ne köy oluyor ne kasaba... Biz durmadan birbirimizi yiyoruz, dürdüler defterimizi rafa kaldırıverdiler.

Şimdi niye şaşırıp üzülüyoruz?

X