Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

TRT’nin ölümü

Gözden kaçan bir şey var. 7 Eylül Berat Kandili’ydi. Gelin o gece TV’lerde yayınlanan dini içerikli kandil programlarının reytinglerine bakalım...

RatingShare

1.Kandil Duası Kanal 7 7.1021.50

2.Dosta Doğru Star5.8018.80

3.Kürsüden Gönüllere STV3.3010.00

4.Mevlit TGRT2.9010.10

5.Kandil Özel Kanal 72.809.40

6.Berat Özel STV 2.708.90

7.Mevlit TRT12.507.50

Bu sonuç 9 bin kişinin çalıştığı TRT’nin ölmüş olduğu anlamına geliyor.

Haydi eğlence programlarında, dizilerde, haberlerde TRT’nin eli kolu bağlı diyelim. Mevlit yayınında TRT’nin elini kolunu bağlayan ne peki?

Eğer TRT mevlit, diğer dini ve sosyal içerikli yayınlarda bile tercih edilmeyecek duruma geldiyse vah kamu televizyonunun haline vah!

Umarım TRT’ye genel müdür atarken bu sonuç Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in aklında olur.

TRT özel televizyon sistemine ayak uyduramıyordu ama zamanın hiçbir yerinde bu kadar aciz bir kuruma dönüşmemişti.

AKP’nin politikası bu...

Bükemediğin kurumları yönetim karmaşasına sürükleyip zaman içinde erit.

Bakalım TRT’nin cenazesini kaldırmak kime nasip olacak!

Çetele

Bu hafta bizim gazeteden bazı haber başlıkları veriyorum:

İbrahim Tatlıses sauna çetesi davasında ifade verdi...

Hakan Taşıyan’a çeteden gözaltı...

Alişan’a çete davası...


Ne iş arkadaşlar?

Bu beyefendiler aslında çeteci de biz onları ses sanatçısı falan mı sanıyoruz?

Yoksa Türkiye’de çeteler ses sanatçılarını kendilerine kurban olarak mı seçiyorlar?

Ya da ses sanatçısı olmak için bir çetenin çemberinden geçmek mi gerekiyor?

Hangisi?

Gerçekten bilmek ve konuyu psikolojik olarak çözümlemek istiyorum. Konu aslında sosyolojik bir çözümlemeye mi muhtaç?

Eğer öyleyse Orhan Gencebay ve Ferdi Tayfur’un adları niye bir çeteyle birlikte anılmıyor?

Bilinçaltı

Gamze Özçelik, Sabah’a verdiği röportajda "Ben yaşadıklarımı bilinçaltına ittim; kimse için de çıkaramam. İnsanlar gözlerimden anlar benim ne hissettiğimi, ne yaşadığımı" demiş.

Doğru demiş. En azından yapılmak istenen eylem doğru. Ama söylem yanlış.

Özçelik’in hálá her şeyi bilinçüstünde tuttuğu apaçık ortada...

Çünkü bilinçaltına itilen şey hakkında böylesine konuşabilmek mümkün değil. Bilinçaltı akıllı değil ki, oradaki bir oluşum hakkında lappadanak konuşabilelim.

Özçelik galiba, "konuşmak istemiyorum, geçmişi anımsamak istemiyorum" demek istiyor. Benden tercüme etmesi..

X