Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Terörle mücadelede ‘siyaset’ ve ‘güvenlik’ uyum içinde olmalıdır…

Türkiye’de siyaset de, idare de, askerler de enerjilerini birleştirip, bölücü terörle mücadeleye yönlendirmek zorundalar.

Güneydoğu sorunu içindeki “Kürt realitesi”ni “terör” öğesinden soyutlamak siyasetçiningörevi.

Bu terör öğlesini etkisiz kılmak da “Güvenlik bürokrasisi” dememiz gereken, “asker”e, “jandarma”ya, “emniyet”e, “istihbarat örgütleri”ne düşen bir görev.

Siyasetin hesabını askerlere, güvenliğin hesabını siyasetçilere soramayız.

Ama bunlar eşgüdüm içinde enerjilerini ve güçlerini aynı hedefe yönlendirecek yerde sürekli birbirlerinin karşısındaki kurumlar olarak algılanacak davranışlar sergilerlerse, ülkenin güvenliği de, istikrarı da zaafa uğrar.

Güneydoğu’daki terör olgusu, eskisinden farklı boyutlardaki bir tırmanış içinde. Buna Irak’taki durumu da eklediğiniz zaman, bölücü terörle mücadelede “yeni” anlayışlar ve stratejiler oluşturmak gerektiği açıkça görülüyor.

Güneydoğu sorunu ise, TBMM’ye DTP’lilerin girmesi ile “siyasi açıdan” da yeni bir boyut kazandı.

 

Nabi Yağcı’nın gözlemi

 

Referans gazetesinden Nabi Yağcı’nın yazdıklarını aktararak bu yeni siyasi boyuta değinmiş olalım:

- DTP’yi, “PKK terör örgütüdür de” diye sıkıştırmak, daha önce de yazmıştım, “terör ile Kürt sorununu birbirine karıştırmaya” devam edildiğinin tipik bir göstergesidir. Bugün bir Kürt yurttaş, teröre karşı olduğu halde sırf Kürt olduğu için, ailesinden biri orada olduğu içinPKK’ya sempati besleyemez mi? Bu sempatisi nedeniyle de iki arada bir derede kalmış olamaz mı? Bu yurttaşı sırf sempatisinden dolayı suçlarsanız onu potansiyel bir terörist olarak görmüş olmaz mısınız? Baskı, şiddet ve korku politikalarıyla “sempatilerin” yok edilebildiği nerede görülmüştür? Oysa terörün lanetlenmesi, “Teröre, silaha, şiddete karşıyım” yanıtı yeterli olmalıydı. Bugün istenen bu değil mi? Terör eylemlerinin, şiddetin, kan ve şehit cenazelerinde akan gözyaşlarının durması. Barış. DTP de bunu istediğini açıklıyor. Yasal olarak tersikanıtlanana dek, DTP, halkın seçtiği bir parti olarak parlamentoda tüm diğer partiler kadar hak ve meşruiyete sahip bir parti olarak görülmek zorundadır; her fırsatta itilip kakılan değil.

Zırva tevil götürür mü?

Pazar günkü Milliyet’te Melih Aşık, NTV’de 3’üncü yılına giren “Yorum Farkı” programına farklı bir açıdan bakmayı denemişti.

Melih Aşık şöyle diyordu:

- Emre Kongar akil adamı canlandırıyor. Sürekli doğruları söylüyor. Sürekli Mehmet Barlas'a gol atıyor. Barlas genellikle lafı saptırıyor, konuyu belirsiz mecralara sürüklüyor, zayıf kalıyor. En azından biz öyle algılıyoruz... Fakat... Bu iki ünlü isim stüdyodan çıkınca roller değişiyor. Mehmet Barlas son model Mercedes'ine biniyor, Boğaz'ın Anadolu yakasındaki gösterişli kâşanesine yollanıyor. Emre Kongar ise mütevazı otomobiliyle Etiler taraflarında, Yahudi mezarlığının bitişiğindeki apartman dairesinin yolunu tutuyor. Golü atan fakir, yiyen zengin... Kapıdan dışarı çıkınca sosyal statü altüst oluyor.

Melih Aşık bilgisizlikten ve biraz da görgüsüzlükten olacak, program arkadaşım Emre Kongar’a haksızlık yapmış.

Birincisi programı Kongar da ben de karşı kaleye gol atılan bir futbol karşılaşması olarak değil düzeyli bir fikir tartışması olarak algılayıp, uygulamaya çalışıyoruz.

İkincisi Kongar programa “mütevazi otomobili” ile gelip gitmiyor. NTV’nin tahsis ettiği şoförlü araçla gidip geliyor. Kongar benim gibi araç kullanmayı sevmediği için, ailesineait lüks araçla gelmiyor programa.

Üçüncüsü Melih Aşık’ın sözünü ettiği “Yahudi mezarlığı” İstanbul’un en değerli semtlerinden Ulus’ta. Örneğin Akmerkez de, bu mezarlığın karşısında. Sayın Kongar’ın evi de Ulus’ta.

Şöyle yazsak mesela bu mantığa sığar mı:

- Kanyon’daki rezidanslar Zincirlikuyu Mezarlığı’na yakın oldukları için değersizdir.

Özetle Melih Aşık’ın kurgulamak istediği gibi “kaşane ile gecekondu arasındaki” bir tartışma programı değil “Yorum Farkı”. Zaten biraz gözünü açıp programı dikkatle izleseydi Emre Kongar’ın seçkin giysilerine dikkat eder ve saçma sapan senaryolar yazmazdı.

Yahut her gün Milliyet’in önünde park eden lüks araçlara ve onların sahiplerinin evlerine bakıp, kendininkilerle karşılaştırsa ve sonra “Benim gibi akil adamlarla bu gazetedeki diğer yazarlar arasındaki sosyal statü farkı insanı rahatsız ediyor” diye yazsa, bu mantıklı mı olurdu?

X