Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tembel tavuk iş başında

Nihayet masa başına oturdum. Çıkacak kitabım için çalışmalara başladım.

Oysaki bu kitap için Doğan kitap bana tamam yapalım diyeli kaç ay oldu şimdi saymayayım.
Bu kitapta eski yazılar olacak ama hepsinin üzerine hikâyeler oturacak; ben nasıl yazdım falan filan…
Gerisi de sürpriz kalsın, tamam.
Karıştırırken rast geldim hep bana en çok hatırlattığınıza, link falan yazsana diye e-posta attığınıza.
Link yerine koyuyorum yazıyı.
Keyifle okuyun.

HIYAR VE ÇİLEK

Radikal kararlar almaya başladım bir süredir...

Bunlardan bir tanesi de kendimi “hıyar”dan “çilek”e terfi ettirmek! Hatta belki de en önemli kararım bu!

Seneler boyu, kendinden önce hayatındaki adamı düşünmek, onun tüm beklenti ve isteklerini bir emir eri edasıyla eksiksiz yerine getirmek, istemeyi bilmemek, mütevazı, doyumlu davranmak, üzüldüğün zaman adamın keyfi kaçmasın, diye durumu belli etmemeye çalışmak, aman canı sıkılmasın, kendini baskı altında hissetmesin, diye geceleri rahatlıkla sokağa salmak, haddinden fazla güvenmek, adam sana doğum gününde, “Gel sana bir yüzük alalım...” dediğinde, “Hayır, ben bir mangal beğendim, tam bahçeye göre; bana en güzel hediye o!” diyecek kadar hıyarmışım(!) meğer... Hatta arkamdan turşumu bile kurmuşlar! Şimdi elimde maşa, gezip dolanıyorum bahçede ara sıra!

Bundan sonra ben bir çileğim...

Bundan sonra hayatıma girecek erkeğe de bu anlamda acımaktayım; ama bu da hoş, en azından hâlâ bir acıma duygum var. Rengim, kokum ve görüntümle beraber fikirlerim de değişti benim. Öyle beni her aradığında, hıyar gibi bitmem artık ortalıkta! Beni bazen yanı başındaki en lüks markette bulabilirsin; ama bazen dağ çileği olasım geliverir: bayağı bir tırmandırabilirim seni, haberin ola!

Artık öyle katur kutur da yiyemezsin beni; üzerime en kaliteli en lezzetli pudra şekerini, krem şantiyi koymak zorundasın!

Her mevsim aynı lezzeti veremeyebilirim sana... Gün gelir tadımdan geçilmez, sonra bir bakarsın ki sarartıvermişim kendimi; üstüme ne koysan tat alamazsın! Kadın gibiyim ben, bakarsın bazen hormonluma rast gelirsin: Aman seçerken dikkat et!

Sakın ola ki acaba bugün kiraz mı yesem, her gün her gün de çilek gitmiyor, deme! Kurtlusuna rast gelirsin, yediğine, yiyeceğine pişman olursun! Zaten çilekten sonra da gitmez ki!

Unutma ki gerek koku gerekse şekil itibarıyla sana nasıl lezzetli, iç gıdıklayıcı, güzel görünüyorsam; dışarıdan bakanlar da beni aynı şekilde görüyorlar! Beni öyle, ayaklarını sermiş, televizyon seyrederken falan yemeyi düşünüyorsan eğer, şimdiden vazgeç; müzik ve şampanya yoksa ben baştan yokum!

Bu arada artık küçük çilek ne der, büyük çilek ne der, onlar da umurumda değil; çünkü artık kendimi “Baş çilek” ilan ettim! Zaten bu ilandan sonra da tüm çilekler suspus oldular!

Aaa, bu arada en lezzetli günlerimi yaşamaktayım; olgun çilekten daha tatlı ne olabilir ki!

Bundan sonra öyle muza, karpuza, falan da fazladan kıyak yapmak yok, enayi gibi... Çünkü anlamıyorlar; bir bakıyorum çıkmış biri üstüme, reçel olmaya az kalmışım!

Neyse, benim gitmem lazım... Bir süre dolaşacağım kendime en uygun rafı bulana kadar.

ÇİLEK VE KARPUZ

Hatırlar mısınız Eylül ayının sonunda “Hıyar ve Çilek” başlıklı bir yazı yazmıştım. Sizlerle; hıyar gibi davranmaktan, hıyar olmaktan vazgeçip, çilek gibi kibar, çilek gibi naif olmaya karar verdiğimi paylaşmıştım.

28 EYLÜL 2009 TARİHLİ YAZI: HIYAR VE ÇİLEK

Bu yazım üzerine bilgisayarım şu ahir ömründe hiç almadığı kadar mail aldı. O da ben de şaştık kaldık bu duruma. Hatta bilgisayarım bir virüsten nasibini bile aldı.
Virüs sebebiyle çöktü, dağıldı! Sanırım benim bilgisayar da bir erkekti... O dağıldı, ben tekrar toparlattım. Ama ben kadınım ya tabi ki bana bir şey olmadı. Göz damlamı sıka sıka mailleri okumaktan yorulan gözlerimi koruyup durumu kotardım...

Mailler ve yorumlar günlerce devam etti... Kadınlarımız haliyle pek şirindi. Çilek olduğunu söyleyenler, artık kesin çilek olmaya karar verenler... Çok eğlendik. Zaten bütün kadınların aslında bilip de belki ihmalden belki vakitsizlikten kaleme dökemediği şeylerdi benimki... O kadar keyif aldık ki bu durumdan o gün bugündür bir çocuğuyla gelen maillerde birbirimize hala “Çileğim” deyip eğlenir dururuz. Bu arada eğlenen çilek sayısı yaklaşık 1000 civarında.

Neyse bilgisayarım yapıldı, yeni yazılar yazmama rağmen “Hıyar ve Çilek” yazısının etkileri sürdü ve bu süreçte erkeklerden de çok mail geldi. Yine şaşırdım kaldım. Ama bu sefer benim erkek bilgisayarım hemcinslerini koruduğundan mı ne gelen maillere dokunamadı... Ancak dokunan bu sefer bana dokundu! Erkeklerden gelen mesajları, okudum, okudum. Okurken de, hep aynı yazıyı okuyor gibi oldum. Çünkü hepsinin kadınlar hakkında kullandığı üç beş kelime aynıydı. “Ev işi, temizlik, yatak...” yazıyı nerelerinden okudular, ne şartlarda altında anladılar, anlayamadım. Acaba yine tuttukları takım mı yenilmişti, Play Station mı oynayamamışlardı, krizin gerginliği mi vardı, bir gece önce hayat arkadaşıyla kapışmışlardı, kayınvalideleri 10 günlüğüne onlara mı taşınmıştı sebebi nedir bilemedim. Ama beyinleriyle okumadıkları kesindi. Ya da ben öyle düşünmek istiyorum. Hani adamın kafası karışıktı, hadi okuduğunu anlayamadı olsun. Çünkü anlayarak okuduklarını ve bu yorumları yaptıklarını düşünmek istemiyorum.

Tabi ki bu şekilde kınadığım fikri sabit erkeklerin yanında biz kadınları anlayan erkekler de vardı. Ben onları “karpuz” adını koydum. Komik mi geldi? Gelmesin, gelmesin. Neden mi karpuz? Hemen anlatayım…

Yaz mevsiminin ortasındasınız.. Hava sıcak. Doğal,serinletici, ferahlatıcı, olgunlaşmış bir karpuzdan daha iyi ne gelebilir ki bünyeye? Kelimelere dikkat: Doğal, ferahlatıcı ve olgun. Böyle bir erkeğe karpuz demeyim de ne diyeyim?

Ayrıca karpuzun özellikleri hakkında bakın ne diyor http://tr.wikipedia.org;

“Kolları toprak yüzeyinde 3-4 m kadar uzayabilir. Karpuz, sıcak ve ılıman iklimde yetişir. Soğuklardan çok etkilendiği için yetişme devresinde don tehlikesi olmamalıdır.”

Yani bizler de don gibi soğuk olmaz, onlara sıcak davranırsak, anlayışlı erkekler de bizleri kollarıyla sarar, korur ve kollar… Meyvesini sert kabuğu gibi saklayan korumacı, kollamacı yapıda olmaları da olayın cabası olur.

Yani nedir? Hepimize bir karpuz lazımdır hanımlar! Hıyarları paratoner gibi çeken şansımız biraz da karpuz yüzü görsün ama değil mi? Yoksa “Kapuz Getir Yiyeyim” türküsü ile dolaşıp dururuz etrafta...

Karpuz olamayan sevgili diğer erkekler! Hadi ne olur gelin yanımıza. Sıkılıp, büzülmeyin. Tamam, size çilek olun demiyoruz. Çilek kadınsı bir şey haklısınız. Yeter ki doğal olun… Olgun olun… Korumacı-kollamacı olun… Sıkıntı verici değil ferahlatıcı olun... Yani karpuz olun! Ama ne olur hıyar olmayın. Çıkın bu durumdan!

Kadınınızı anlamazlıktan gelmeyin. O kadının sizin uğrunuza vazgeçtiklerini görün, sizi mutlu etmek uğruna ne kadar çabaladığını anlamaya çalışın. Kadının hayatındaki en büyük ve sizi en çok sevmesinin, inanmasının nedenlerinden olan sadakati ona hissettirin. Sakın onu yarı yolda bırakmayın, kadına kadınlığını hissettirin. Sakın arada kiraz falan yemeyin, ortada dolaşan kan emici kurtlara mahal vermeyin. Kadınınızın içine de kurt düşürmeyin! O hasta olduğunda “Of ya uykum var, çak şu ilacı” demeyin. O siz hastayken sabaha kadar nefesinizi sayar unutmayın…

Sizi karnında taşıyıp, nefes almanıza sebep olanın da bir kadın olduğunu unutmayın. Benim bu listem uzar da uzar…

Hadi gelin anlaşalım sizle beyler! Hadi gelin karpuz olun… Hep bizimle birlikte olun. Çok iyi biliyorsunuz ki bu hayat kadınlarla güzel. Gelin evinizin karpuzu, kadınınıza destek olun.

Hem evinin, eşinin karpuzu olmak, eşekten düşmüş karpuz olmaktan çok daha iyi değil midir?

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI