Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tansaş’ı Tansaş yapan üstündeki (*)

<B>TANSAŞ</B>’ın reklam yoluyla farklılaşma atağı devam ediyor. Anımsarsanız daha önce Tansaş’ın <B>‘Tüketici Haklarını’</B> öne çıkaran kampanyalarını beğendiğimi yazmış, kampanyanın somut sonuçlarını özetlemiştim.

‘Turuncu balıklı’ yeni reklam filminde de Tansaş ‘Müşteri odaklıyız, sizi düşünüyoruz’ duygusunu geçirmeye çalışıyor. Duygular söz konusu olunca da tabii ki devreye hemen bir sevimli kız çocuğu giriyor.

Ufaklığa marketten alınan turuncu balık, içinde bulunduğu suyla dolu naylon torbanın ağzı açılınca kendini yerde buluyor. Market elemanları ABKUT (Acil Balık Kurtarma Teşkilatı) kıvamında olaya müdahale edip, çocuğu sevindiriyorlar. Fikir klişe. Ama derdini anlatıyor. Çocuk ve balık üzerine kurgulanan öykü dikkati çekiyor. Tansaş’ı öne çıkarıyor. Sorun biraz uygulamada. Filmdeki market görevlilerinin ’Balık yere düşsün de biz de onu kurtaralım’ der gibi bir halleri var. Mizansen çok daha inandırıcı kurgulanabilirdi.

Yeni filmin sonunda Tansaş’ın yaptığı ‘milliyetçilik’ vurgusu oldukça ilginç. Sanırım Hitler’in Kavgam kitabı en çok satan kitapları arasında girince ‘milliyetçilik’ duygusunun davranışları etkileyeceği sanıldı. Yeri gelmişken belirteyim, Kavgam 5.95 YTL’den satılan 544 sayfa kitap. Kalıp gibi haliyle kütüphanelerimizdeki boşlukları çok güzel süsleme özelliğine sahip. Sanmayın ki alanlar, okumak için alıyorlar. Amaç sadece kütüphane dekorasyonu. O yüzden ‘Biz Türküz’ deyince tüketicilerin Tesco, Carrefour, Real, Metro hatta Migros yerine Tansaş’ı tercih edecekleri sanılmasın! Bu çağda kimse Türk malı diye tercihlerini değiştirmiyor. İnsanları her şeyin hızlısını, makul fiyatlısını, kalitelisini istiyor. Kim ‘kalite-fiyat’ dengesi konusunda ikna ederse insanlar oraya yöneliyor.

Tansaş’ın da televizyon yaklaşımı konusunda kafası karışık ki, gazete reklamlarında ‘milliyetçilik’ vurgusunu kaldırmış, şu sözcüklere yer vermiş: ‘Tansaş’ı Tansaş yapan bir yanıyla uluslararası standartları Türkiye’ye getirmesi, bir yanıyla da Türk insanına has sevgiyi korumasıdır’. Doğru olan da bu değil mi?

(*) ‘Bir market uğrunda ölen varsa vatandır’ diyeyim siz başlığı tamamlayın.

Başbakan niye geziyor

TÜRKİYE
Halkla İlişkiler Derneği (TÜHİD) tarafından düzenlenen Altın Pusula Halkla İlişkiler Ödülleri 17 Mart Perşembe günü, İTÜ Maslak Süleyman Demirel Tesisleri’nde düzenlenen bir törenle sahiplerini buldu.

Törene Başbakan Tayyip Erdoğan da gelecek diyorlardı ama ben inanmıyordum. Geldi. TÜHİD Başkanı Fügen Toksü’yü ve diğer yönetim kurulu üyelerini kutlarım. Büyük iş başardılar. Onlar sayesinde İlk defa bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı böyle büyük halkla ilişkiler organizasyonuna katıldı ve yaklaşık 15 dakika da halkla ilişkiler üzerine konuşma yaptı.

Erdoğan, her zaman olduğu gibi konuşurken kendinden emindi. Bu konuda Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek lazım. Başbakanımızın etkili konuşma becerisine diyecek yok. Erdoğan büyük ödülü kazanan Gaziantep Sanayi Odası’ndan yola çıkarak ‘Bizden teşvik beklemeyin, markalaşın, halkla ilişkilere önem verin, yeni çağ halkla ilişkiler çağı’ demeye getirdi. Sonra da kendinden örnek verdi: ’Bakın bana geziyor diyorlar. Geziyorum çünkü ülkemin tanıtılmaya ihtiyacı var. Türkiye’yi tanımayan ülke çok. Bu yüzden Avrupa Birliği’ne girişte sorun yaşıyoruz. Eğer halkla ilişkiler yoluyla kendimizi tanıtmazsak Avrupa Birliği süreci güçleşir.

İki hafta önceki Time Dergisi’de Fransa’da Avrupa Birliği Anayasası ile ilgili yapılacak referandum öncesinde aynı şeyi yazmıştı: ‘Fransızlar evet diyecekler ama yeni anayasayı Türkiye’nin AB üyeliği ve Anglo-sakson ekonomik politikalarla ilişkilendirenler fazla. Sorun çıkabilir. İyi bir halkla ilişkiler takımına gereksinim var!

Başbakan Erdoğan’ın saptaması doğru anlayacağınız. Ancak Türkiye’yi tanıtmak için Başbakan’ın ülke ülke gezmesi çok komik. Böyle bir halkla ilişkiler yaklaşımı elli yıl önce de kaldı. Bu çağda daha bilimsel, daha kitlesel çalışmak, lobi şirketlerinden yararlanmak ve daha yaratıcı olmak gerekiyor.

Başbakan’ın yapacağı Türkiye’de oturup Türkiye’yi doğru tanıtan, Türkiye’yle ilgili olumlu duyguları arttıran etkili bir halkla ilişkiler kampanyasının uygulanmasını sağlamak. Onun asıl işi bu. O bunu yapmazsa kim yapacak? Etkili konuşmak tabii ki iyi de bize icraat lazım.

Filli Boya onikiden vuruyor

FİLLİ
Boya’nın Volkan, İbrahim ve Sabri’yi kullandığı ‘Maharet Ustada’ reklam kampanyası çok doğru ve çok etkili bir kampanya. Neden? Çünkü boya markası seçimi kararında boyacıların payı çok büyük. Bir boyacının kendini dışlayan bir markayı kabullenmesi mümkün değil. Filli boya bırakın boyacıları kabullenmeyi, bu kampanyada boyacıları, değişik bir mizahi yaklaşımla gururlandırıyor. Hem de onları en zayıf tarafları futbol silahıyla vurarak. Dikkat çekici, tekrar tekrar izlenme değeri olan, hedefine ulaşan bir kampanya. Kutluyorum. Trabzonspor filmi de yakında gelecektir umarım. Şu sıralarda bir de Denizlispor filmi yapılırsa acaip hoşuma gideceğine de belirtmek isterim.

Futbolun dayanılmaz ağırlığı

HÜRRİYET
Cuma’da Real Madrid-Juventus maçı maceralarımı okumuşsunuzdur. Real Madrid kafilesi ile Madrid senin Torino benim dolaşmamın nedeni Siemens Mobile’ın 2002 yılından bu yana Real Madrid ana sponsorluğunu üstlenmesi. Benim de bu sponsorluğun genetik pazarlama kodlarını çözmeye çalışmam.

Madrid’i Siemens’in Türkiye’den promosyon kazanan talihlileri ile birlikte gezerken, üst düzey pazarlama direktörüne ‘Niye Bayern Münich değil de Real Madrid?’ diye sordum. ‘Almanya’da pazar payımız yüksek, bilinilirliğimiz de yüksek Alman takımına sponsorluk para israfı olurdu’ dedi.

Siemens pazarlamacılarının verdiği bilgilere göre Siemens Mobile Real Madrid sponsorluğundan sonra İspanya’daki pazar payını yüzde 17’den yüzde yüzde 21’e yükseltmiş. Ayrıca marka bilinirliğini de yüzde 81’den yüzde 84’e çıkarmış. Siemens’ciler Real Madrid sponsorluğundan çok mutlular anlayacağınız. Ah bir de Real Madrid’i daha fazla yönetebilseler ve daha fazla promosyonların içine çekebilseler.

Siemens talihlileri ile birlikte yaptığım gezide şu gerçeği öğrendim ki önemli olan bir futbol kulübüne sponsor olmak değil, önemli olan doğru dürüst sponsorluk sözleşmesi yapıp, sözleşmenin kurallarını da harfi harfine kulübe uygulatabilmek. Düşünün şimdi talihlilerle maç öncesinde futbolcularla yemek yiyeceksiniz diye söz veriyorsunuz. Maç öncesi, daha önce söz vermiş olsalar bile, Real Madrid yöneticilerinin ve futbolcularının rakip takımdan başka bir şeyi gözlerinin görmesi mümkün değil. Futbolcular maçtan sonra talihlilerle fotoğraf çektirecek diyorsunuz, maçtan sonra futbolcular zaten yenilmiş, bir an önce uçağa binip inzivaya çekilmek istiyor. Sonuçta harala gürele arasında verilen sözler tutulamıyor, sponsorluğun yayılma gücü azalıyor. Siemens’in ‘dahi’ Pazarlama Müdürü Erem Karabey’in verdiği bilgiye göre Real Madrid sponsorluğu Türkiye’de bile Siemens Mobile’ı yerinden hoplatmış. Sektör son iki yılda yaklaşık iki misli büyümüş. Cep telefonuna sahip olma oranı Türkiye’de yüzde 45’ler seviyesindeymiş. Bu oran İsrail’de yüzde 103, Birleşik Arap Emirlikleri’nde ise yüzde 85’miş. Avrupa’da ise yüzde 80’ler civarındaymış. Siemens Mobile aynı dönemde yüzde 300’lük bir büyüme yakalayarak, yüzde 20 pazar payıyla Nokia’dan sonra ikinci duruma yerleşmiş.

Cep telefonları artık teknik özellikleri açısından birbirine çok benziyor. Bu nedenle farklılaşmak için tasarım giderek ön plana çıkıyor. Cep telefonu üreticileri yeni tasarım konusunda birbirleriyle adeta yarışıyor. Siemens, tasarım yarışında öne geçmek için Product Visionaires diye bir şirket kurmuş. Bu şirketin CEO’su Andre Fischer’e göre geleceğin trendlerini tüm kategorilerde kadınlar belirliyor. Cep telefonunda kadınları mutlu eden marka kazanacak. Ben de o zaman Fisher’e diyorum ki niye hálá futbol sponsorluğu? Yoksa kadınların futbola ilgisi bizim düşündüğümüzden daha mı fazla! Yanıt bekliyorum Fisher...

Sezen Aksu öldü mü

CUMA
gecesi BKM’nin süper bir organizasyonuyla Sezen Aksu konserleri Lütfi Kırdar’da başladı. Orada olmalıydınız ve Sezen Aksu ölmüş mü ölmemiş mi görmeliydiniz. Sezen Aksu tam 3.5 saat sahnede kaldı. Salondakilerin hiçbiri Sezen’e doyamadı. Daha 3.5 saat olsa kimsenin doyacağı da yoktu. Sezen Aksu’nun Golden cinsi köpeği ile sahnede karşılıklı göbek atması, Pakize Suda ile sahneden cep telefonuyla görüşmesi, tüm salonla birlikte şarkılarını söylemesi görülmeye değerdi. Konser, daha doğrusu ‘ayin’ bittiğinde tüm salon Sezen Aksu’nun performansını dakikalarca ayakta alkışladı. O an son bir yıldır Sezen Aksu ile ilgili yazılanları, çizilenleri, tartışmaları düşündüm. ‘Algı’yı ve gerçeği. Gerçek karşımda alkışlara boğuluyordu. ‘Algı’nın sorunu neydi acaba?

Çekirgelik

İnsanın olgunlaşmaşı acı çekmesine bağlıdır. Acılar hem taş hem heykeltıraştır.

(Napolyon)
X