Takviyeli evlilik

Sosyetenin gözde çifti Süreyya Yalçın’la Kerem Dürüst 16 aylık evliliklerini bitirmeye karar vermişler.

Bir günde alınacak karar değil bu. En azından altı ay "Du bakalım!" demişlerdir. E, "Du bakalım" noktasına gelinceye kadar da en az altı ay geçmiştir. Demek balayında başladı geçimsizlik.

Şiddetli geçimsizliği biliyorduk da bu "acil geçimsizlik" oluyor zahir.

Hayır "Öteki Türkiye"den olsalar, gelinin kızlık zarı esnek çıktı, damat da durumu yanlış anladı diyeceğim ama...

Belki de "Tenimizin uyumu" durumu vardır. Fakat bu devirde bırakın tenin uyumunu, ayak küçük parmağının uyumuna kadar bakma fırsatı buluyor gençler evlenmeden önce.

Neyse, sebep ne olursa olsun, anneler arayı bulmak için ABD’ye uçmuşlar. Başka ülkenin evladı olsalar oysa, annelerinin bu boşanmadan, çocukları sevgilileriyle tatile geldiğinde haberi olurdu ancak.

Hakikaten kurban olam bu memleketin örfüne adetine!

Anneler derhal devreye girer, tarafları dinler, gerekli müdahaleyi yaparlar.

Mesela...

- Anne, bu bana eşek dedi!

- Ama eşeğin çok güzel gözleri vardır yavrucuğum; kocan belli ki gözlerini beğeniyor.

Aslında annelerden birinin içinden "Sen de ona eşekoğlu eşek deseydin", ötekinin içindense "Az bile demiş" demek geçer ama ne yapacaksınız ara bulmaya soyunmuşlardır.

Bu sahiden de tamamen bize özgü bir durum. "Evliliği kurtarma müessesesi" diye bir şey var. Ana-baba, konu-komşu ve arkadaşlardan oluşan.

"Ayol adam beni öldürecek!" dersiniz; dinlemez, zorla koynuna sokarlar.

Öldürür nitekim.

Üçüncü sayfa haberlerinde karşınıza çıkan aile facialarını kurcalarsanız altından mutlaka zorla barıştırma durumu çıkar.

Dürüst çifti için söylemiyorum elbet bunu.

Fakat bir yandan da sokma akılla nereye kadar?

Evliliğin takviyelisi olur mu?

Orman kızı

18 yıl önce ormanda kaybolan Kamboçyalı P’ngieng geçtiğimiz günlerde bulundu, muhtemel ailesine teslim edildi.

Ailenin gerçek ailesi olup olmadığı DNA testinden sonra anlaşılacak.

Ona "Orman kızı" diyorlar.

Ve şu sıralar "Şehir kızı"na döndürmeye çalışıyorlar kızcağızı.

Zaman içerisinde bizim bildiklerimizi o da bir bir öğrenecek.

Nitekim başlamış.

"Midem ağrıyor" diyormuş.

Sırasıyla gider artık...

"Depresyondayım"

"Trafikteyim"

"Anlaşamıyoruz"

"Kolesterolüm yüksek, stres notum düşük."

Yani, bizim buralarda olsa diyorum. Yoksa Kamboçya’yı bilmem. Fakat neticede İsviçre’ye benzeyecek hali yok.

Nitekim kız durumun farkına varmış olmalı ki durmadan kaçmaya çalışıyormuş. Fakat annesi her seferinde yakalıyormuş.

Ne fena!

Hele bugünlerde...

Hepimizin ormana kaçası varken...

Ver kırbacı!

Aslında hiç çırpınmasak...

Kabul etsek Arap ülkesi olduğumuzu...

Ve gereği neyse yapsak...

Mesela Cansu Dere filmde rol icabı öpüştü mü...

Ver kırbacı!

Aslında o zaman Cansu Dere filmlerde öpüşemeyecek tabii, o da var.

Belki de en iyisi bu!

İki arada bir derede olmaktansa...

Biz belli ki "geri"ye daha yakınız.

Öyle ya...

Rol icabı öpüştü diyesevgilisine, "Bu duruma ne diyorsunuz?" diye mikrofon uzattıklarına göre...

Yani ortada "yüz kızartıcı" bir durum var onlara göre.

Var hakikaten...

Ama kimin durumu?
Yazarın Tüm Yazıları