Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Su sıktı yedi ay yedi

PROTESTO istasyon caddesinde.

Birkaç bin genç istasyon önünde toplanıyor. Belediyenin aldığı kararı protesto ediyor. Gerekçe istasyon binası. Gösteri o nedenle istasyon önünde.
Belediye kente yeni bir istasyon binası yapmak için harekete geçiyor, ancak projeyi halka sormuyor. Proje belli olduğunda, gençler beğenmiyor. Projenin değiştirilmesi için gösteri düzenliyor.
Gençler istasyon önünde bağırıp çağırırken, yoldan geçenlerin de dikkatini çekiyor, onlar da protestoculara katılıyor.
Biraz sonra polis geliyor. “Dağılın” uyarısını gençler dikkate almıyor, almaz mısın, polis yukarıdan aldığı emirle TOMA’lardan su sıkmaya başlıyor. Sadece su sıkıyor, biber gazı filan değil, cop ya da tekme filan yok. Sadece basınçlı su. Ama, basınçlı su nedeniyle göstericilerden yaralananlar var.

SU SIKMAK ŞİDDETTİR

Yaralananlar mahkemeye başvuruyor, polisten şikâyetçi.
İçişleri Bakanlığı ve polis yetkilileri polisler hakkında soruşturma açılması için derhal izin veriyor. On iki polis mahkeme önüne çıkıyor.
“Su sıkarak yaralamaya yol açmak”tan yargılanan polisler dışında, polislere o emri verenler de mahkemede hesap veriyor.
Dört polis, şiddet kullanmaktan ceza alıyor. Üç polis yedi ay hapse, dördüncü de, üç aylık hapis cezasına eşdeğer para cezasına mahkûm oluyor. Sadece su sıktıkları gerekçesiyle. Su sıkmak, şiddet kullanmaya denk kabul ediliyor.


ORASI NERESİ
Biber gazı, cop, tekme filan değil. Ölen, gözünü yitiren, eli, ayağı kırılan yok. Bu su sıkma cezası.
Tahmininiz doğru. Protesto ve cezaların yaşandığı yer elbette Türkiye değil, burası Almanya, Stuttgart’ta istasyon binası. Cezayı veren Stuttgart Mahkemesi. Su sıkmak şiddete giriyor, bedeli yedi ay hapis.
Bu haberi 28 Ağustos tarihli Stuttgarter Zeitung’da okuyorum. Üç gün önce ise, bizim gazetelerde müfettişlerin raporuna göre, Gezi’de polislerin “orantısız güç kullandığı” haberi çıkıyor.
Teftiş, müfettiş, ön inceleme, son rapor hepsi tamam da, orantısız güç kullanan polisler hakkında dava açılması için valilerin izin vermesi gerekiyor. Hangi vali verecek o izni? Polis orantısız şiddet kullanıyor, ya o emri kimler veriyor?
Burası Türkiye, orası Almanya. Uygarlık ve demokrasi farkı.

Büyükelçinin tehdidi

BÜYÜKELÇİ hızlı. Görevini hakkıyla yerine getiriyor, iktidarın paralelinde hakkıyla düşünüyor.
Gezi olaylarında polisin kullandığı şiddeti, Tayyip Erdoğan’ın protestoculara kullandığı dili, başlatılan “cadı avını” AB ülkelerinin tamamı demokrasiye aykırı buluyor ve kınıyor. Bazen Dışişleri sözcüsü, bazen başbakanları düzeyinde.
Bizim bu hızlı büyükelçi kınamalara ve uyarılara çok içerliyor. Görevi gereği AB ülkeleriyle yakın temasta olduğu için, onların Ankara’daki büyükelçileriyle sık sık görüşüyor. O görüşmelerden birinde hızını alamıyor, bir AB ülkesi büyükelçisine, “Bizim sizin ülkenizde vatandaşlarımız var, istesek size dünyayı dar ederiz, ama yapmıyoruz” benzeri tehditler savuruyor. Analar ne büyükelçiler doğuruyor, kimsenin haberi yok. Tehdidi alan yabancı büyükelçi nezaket ve diplomasi dışı bu tavrı Ankara’daki bütün AB ülkelerinin büyükelçiliklerine duyuruyor.
Ve tehdidi savuran bizim büyükelçinin yurtdışı görev sırası geliyor. Yurtdışına gidecek ama, o kadar yakın olduğu halde, hiçbir AB ülkesine gitmiyor. Uluslararası bir kuruluşa gönderiliyor.
Dışişleri’nde yeni bir büyükelçi prototipi doğuyor. Yurtdışında bazı büyükelçilik evlerinde ayakkabılar dışarıda, kokteyllerde içki yerine çay, bazen elde tespih, bazen sakal, ara sıra da yabancı meslektaşlara fırça.
Bu Dışişleri’nin içi bizi, dışı dışarının tamamını yakıyor. Politikasıyla, sayısı artan yeni prototip elemanlarıyla.

X