Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Spekülatif bekleyişler

<B>YAŞADIĞIMIZ</B> krizler sonucunda mali piyasalarımız eskisine oranla çok daha spekülatif hale geldi.

Spekülatif hale geldikçe mali piyasalardaki fiyat hareketlerinin yorumlanması zorlaşıyor. Çok kısa vadedeki fiyat hareketlerinin çeşitli şekillerde yorumlanması, spekülatif bekleyişleri daha da körüklüyor.

Döviz kurlarının 10 bin lira düşmesi ya da faizlerin 1 puan düşmesi, işlerin düzeldiği yönünde yorumlanırken, döviz kurlarının 10 bin lira artıp faizlerin 1 puan çıkması beklentilerin kötüleştiği anlamına alınıyor. Ekonomik yorumlar, günlük fiyat hareketleri üzerine yoğunlaştırılıyor.

DEALER MANTIĞI

Elbette, bu yaklaşım doğru değil. Batı dünyasında bu yaklaşıma ‘‘dealer mantığı’’ deniyor. Para tacirleri (dealers) günlük, hatta saatlik pozisyon tutup para alıp sattıklarından, fiyatların çok az oynaması dahi onlar için ya büyük paraların kazanılmasının ya da kaybedilmesinin nedenidir. Sonuçta, para kazandıran fiyat hareketleri onlar için olumludur. Para kaybettiren fiyat hareketleri ise beklentilerinin olumsuza dönmesi anlamına gelir.

Tüm ekonomide bu çeşit fiyat hareketleri yoluyla beklentiler oluşmaya başladığında vadeler kısalır. Mali yatırımlar çok kısa sürede farklı yatırım araçları arasında gider gelirler. Ekonomi politikalarını oluşturanlar açısından bu gelişmelerin iki önemli sonucu vardır:

1. Bekleyişlere dayandırılması gereken politikaların oluşturulması zorlaşır. Özellikle, alınan kararlarla bekleyişleri etkilemeyi hedeflemek imkánsız hale gelir. Çünkü, ekonomik kararların bekleyişleri etkileme süresi çok kısalır.

2.
‘‘Dealer mantığı’’ ile bekleyişlerin oluştuğu piyasalarda ekonomi politika önerileri farklı kesimlerin ya sahip olduğu ya da beğendiği portföyün kazançlı olmasına göre değişir. Yani, bankacı için doğru olan bir karar, Hazine ya da Merkez Bankası açısından doğru olmayabilir. Bu çeşit görüş farklılıkları, beklentileri etkilemeye yönelik ekonomi politika seçimini zorlaştırır.

KREDİBİLİTE

Bugünkü ortamda, enflasyonu indirmeye yönelik olarak kısa vadeli faizlerin Merkez Bankası tarafından aktif olarak kullanılması çok zor bir iş olmaktadır. Örneğin, bankalar ve Hazine kendi açılarından faizlerin düşmesini arzu ederlerken, nominal parasal genişleme ve enflasyonist bekleyişler Merkez Bankası'nın kısa vadeli faizleri artırmasını gerektirmektedir.

Çeşitli kesimler arasındaki buna benzer fikir ayrılıkları, bekleyişleri etkileme yönünde kullanılabilecek faiz politikasının etkinliğini azaltmaktadır. Hatta, ‘‘dealer mantığı’’ ile çalışan piyasaların olduğu ekonomilerde oluşturulmaya çalışılan politikalar, potansiyel olarak ciddi bir kredibilite kaybının da kaynağı olabilir.

2002 yılında uygulanacak ekonomi politikaların başarılı olmalarının önünde en büyük engellerden biri, alınan kararların nasıl alındığı kadar bekleyişleri ne derecede etkileyip etkileyemeyeceğidir. Bu açıdan, finansal piyasalardaki fiyatların göreli bir istikrar içinde olmaları önemli olmaktadır.
X