Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Siyasi risk almadan mesele çözülmez (I)

İKİ haftalık aradan sonra bugün ve sonraki 2 gün benim “Kuzey Irak açılımı” dediğim, bir sürü adı yanında ilk adı ile “Kürt açılımı” olarak bilinen meseleyi irdelemeye devam edeceğim.

Bu hafta bazı sert saptamalarda bulunacağım. Ancak, benim saptamalarımı ideolojik içerikli ithamlar olarak algılayanlar bana haksızlık ederler. Ben o tip bir yazar değilim.

Ben saptamalarımı, aldığım eğitim gereği, bir doktorun hastasına teşhis koyarken takındığı eda içinde yapmak durumundayım.

 Doktor, hastasında nahoş bir durum tespit ederse, bunu hastasını aşağıladığı veya hastalığı yücelttiği için değil, tedavi yöntemini tespit edebilmek için yapar.

Tespitlerime katılır veya katılmazsınız, ama ne olur benim önce teşhis koyup, sonra da tedaviye yol açmaya çalışan ve ne hastasına, ne de hastalığa duygusal bir yaklaşım göstermemeye çalışan bir doktorculuk oyunu oynamaya çalıştığımı kabul edin.

* * *

Bugün meseleye neden “Kuzey Irak açılımı” dediğimi tekrar izah etmeye çalışayım.

Benim ilk saptamam şudur:

“Kürt meselesi” Türkiye’nin çözemediği temel meselelerinin başında gelir. Türkiye bu meselesini, diğer bir sürü meselesi gibi, çok uzun yıllar görmezden gelmiştir.

Ancak ülkemizi yönetenler, kendi iç dinamiklerinden hayatiyet bulsa da, ülke meselelerini çözmek için çoğu kez dış dinamiklerin harekete geçmesini, hatta bazen de dayatmasını beklemişlerdir.

Sened-i İttifak, Tanzimat, I., II. Meşrutiyet, demokrasiye geçiş, serbest piyasa ekonomisinin benimsenmesi, demiryolu yerine karayoluna yatırım, iç kargaşaların askeri darbelerle çözümü gibi ülkemize gerek artılar kazandıran, gerek ülkeye darbe vuran bir sürü siyasal gelişim dış dinamiklerin dayatması veya izni ile iç dinamiklere ince ayar yapılması esasına dayanır.

Şimdi de ABD’nin Obama dönemi sonrası Irak’ta geliştirmeye çalıştığı “yeni politika” Türkiye’yi bir temel meselesini çözmenin aralığına sürüklemektedir.

* * *

Nedir Obama’nın yeni politikası? Herkes “Kürt açılımı”nı alkışlarken ben ilk günden beri “Bu Kuzey Irak açılımıdır” diye yazıyorum, şimdi de tekrar ediyorum:

1) Kim ne derse desin, ABD, Irak’taki savaşı kazanmıştır. Dünyada bilinen petrol stoklarının %10’unu elinde tutan Irak’ta petrolün denetimini ele geçirmiştir. Ancak, bu denetimin sevk ve idaresini halen kalıcı bir istikrara kavuşturamamıştır.

2) Başkan Obama’nın “yeni politikası” ABD askerlerini yavaş yavaş Irak’tan çekmektir ama Irak’ta enerjinin üretim ve dağıtımının denetimini elden çıkarmak aklının köşesinden geçmemektedir. Ancak, 2 yıldır ısrarla yazdığım gibi Obama yönetiminin (Demokratların) çekilme konusunda belirgin ve üzerinde detaylı çalışılmış bir stratejisi yoktur.

4) Irak’tan peyderpey çekilmek isteyen ABD, Irak’ın Merkezi yönetimini de, Kuzey Irak yönetimini de güvenilir ellere bırakmak arzusunda/hayalindedir. Ayrıca, Kuzey Irak’ın bir Sünni-Şii saldırısına uğraması ihtimaline karşı Kuzey Irak’a bir hami gerekmektedir.

5) Enerji hatlarının dünya piyasalarına arz edilebilmesi için bilinen dünya enerji kaynaklarının %2’sini elinde tutan Kuzey Irak açısından Suriye veya güneydeki Şii-Sünni unsurlardan ziyade Türkiye hem daha güvenilir, hem ekonomik fizibilitesi daha yüksek bir kapıdır.

* * *

Ben bu saptamaları yaparken ne ABD’nin Türkiye’ye detayları saptanmış bir “yol haritası” dayattığını, ne de ABD’nin “emperyalist” emellerine Türkiye’yi alet etmeye çalıştığını söylüyorum. Sadece bir durum saptaması yapıyorum.

Yarın yukarıda kabaca özetlediğim uluslararası konjonktürün Türkiye’ye izdüşümünü irdeleyeceğim.

X