Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sıra geldi sorunlara...

<B>İSMET Paşa'</B>nın iyi bir metodu vardı... <B>‘‘Ben karşıma çıkan en son sorunu çözmeye her zaman öncelik verdim’’ </B>derdi. Aynı yolu izlersek bizim de <B>Yüksek Seçim Kurulu</B> Başkanı Sayın <B>Tufan Algan'</B>ın yeni yılın ilk gününde karşımıza çıkarttığı ve bugünkü <B>Hürriyet'</B>te okuyacağınız, <B>‘‘Seçimlerin hilesiz şekilde yapılması’’ </B>sorununa çare aramamız gerekir.

Sayın Algan, hepimizin ‘‘temiz ve hilesiz’’ olduğunu sandığımız 18 Nisan 1999 seçimlerinin bile ‘‘temelinde eksiklik, hata ve hile’’ olduğunu seçimden hemen sonra bizzat kendisinin, Başbakan Bülent Ecevit'e söylediğini bildiriyor. Çare olarak ‘‘mutlaka bilgisayar ortamında seçime geçilmesini’’ öneriyor.

Sayın Algan'ın yerden göğe kadar haklı olduğuna kuşku yok.

Türkiye'de seçmen kütüklerinin daimileşmesi, yani her seçimden önce yeni bir kütük tanzimi yerine, nüfus hareketlerini devamlı olarak izleyen ve seçmenlerle ilgili bilgileri güncelleşmiş halde kütüğe işleyen bir sistemin kurulması öteden beri istenir. İstenir ama olmaz. Çünkü illerde ve ilçelerdeki adliyelerde ‘‘seçmen bürosu görevlisi’’ olarak istihdam edilen memurlara kendi asıl işleri yaptırılmaz. Onun yerine adliyenin evrak memuru gibi kullanılırlar. Zaten seçmenlerle ilgili bilgi akışı da olmaz. Çünkü yıllardır bunun altyapısı oluşturulmuş değildir. Neticede bu seçimde kullanılan seçmen kütüğü bir sonraki seçimde bir káğıt yığını kadar işe yarar. Oysa Seçim Büroları çalıştırılsa, bilgi akışı olsa ve bu bilgiler günü gününe gerçekten kütüğe işlenebilse...

En önemlisi tüm bu işlerin bilgisayar ortamına aktarılmasıyla kalınmasa, oy verme işlemini de -hiç değilse okuma yazma oranının çok yüksek olduğu belli seçim bölgelerinde- bilgisayar ortamında yapmak mümkün olsa, hem mükerrer oylardan kurtuluruz hem de sonuçları kısa zamanda öğrenme olanağına kavuşuruz.

Seçim demokrasinin çok -belki de en- önemli kurumu. Sayısız denecek kadar da çok boyutu var. O nedenle hepsine bir yazıda değinme olanağı yok. Bu yüzden örneğin Sayın Deniz Baykal'ın, ‘‘her seçim çevresine düşen milletvekili sayısının belirlenmesinde nüfusun değil seçmen sayısının esas alınması doğru olur’’ şeklindeki önerisini bugün ele alamıyoruz.

Zaten hangi seçim sistemi uygulanırsa uygulansın, temel olan, seçimin temiz yani kusursuz ve hilesiz yapılmasıdır.

Yazıyı tamamlamadan isterseniz birkaç örnek anımsatalım:

Nasıl 1999 seçimini biz ‘‘kusursuz’’ sanırken bizzat seçimlerin yönetim ve denetiminden en üst düzeyde sorumlu olan Yüksek Seçim Kurulu'nun Başkanı ‘‘Durum hiç de öyle değildi’’ diyorsa, kabul edelim ki geride kalan birçok seçime de fark edemediğimiz hileler karışmıştır.

Örneğin 1973 seçimlerinde 16 milyon 796 bin olan seçmen sayısının, 4 yıl sonra yani 1977 milletvekili seçimlerinde nasıl 21 milyon 207 bine çıktığı ve -kurallar temelde değişmediği halde- 6 yıl sonra yani 1983'te 19 milyon 767 bine nasıl indiği hálá meçhuldur.

Bir seçimde (1973-77 arasında) yaklaşık 3 milyon hayali seçmen kütüğe giriyorsa, görmemiz gerekir ki bu işlerde kaşkariko hálá dönüyor.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI