Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Silicon kültürü ve Türkiye

Zeynep ATİKKAN

Cumhurbaşkanı Demirel dün ‘başkanlık sistemini’ anlatarak bir özel üniversitenin kampüsünü açtı. Bir üniversitenin açılışında yapılan konuşma kuşkusuz ki birinci derecedeki önceliğin işaretidir.

Eğitim reformunun yapıldığı bir ülkede gençlikle paylaşılan önceliğin ‘başkanlık sistemi’ olması ilgi çekici geldi bana.

Demirel, ‘otuz yıldan beri bu ülkenin yönetiminde söz sahibi oldum. Geldiğimiz nokta bu. Başkan olsaydım durum farklı olurdu’yu mu anlatmak istedi acaba?

Sanki Cumhurbaşkanı, ‘fırsat budur deyip’, kendi siyasi tarihinin yorumunu da kendisi yaptı, gençlere başkanlık sistemini anlatarak.

Gençliğe verilen her mesaj, zihindeki ‘gelecek ütopyasının’ çizgilerini taşımalı. Demirel'in zihnindeki modernite ütopyasının başkanlık sisteminden geçtiği anlaşılıyor.

Mühendis Süleyman Demirel, bir üniversitenin açılışında, ‘Silicon Valley’le Türkiye'nin senkronizasyonu' anlatabilmeliydi sanki.

İlk bakışta anlaşılmayacak kadar karışık gelen bu başlığı, keşke, tek tek açabilseydi. Silicon Vadisi'ni, soyut bir ‘Kaliforniya düşü’ değil, 21. yüzyıla atlayacak her toplumun el kitabı olması gerektiğini ‘mühendisçe’ anlatabilseydi.

Mezunu olduğu İstanbul Teknik Üniversitesi ruhu ve de kalitesi bunu gerektirirdi.

Bu yazının amacı, ‘başkanlık sistemi’ saplantısının tutsağı olmuş zevatı eleştirmek değil kesinlikle. Asıl amaç, bu köşede çok sık tekrarladığımız teknoloji konusunda yepyeni bir heyecan yaratmak gereğini bir kez daha vurgulamak.

Amerikalı iktisatçı Leter Thurow, Avrupa'yı eleştirirken şöyle diyor:

‘Avrupa, son yirmi yıl içinde Microsoft, İntel, Compaq gibi şirketler kuramadı. Bu zaafın nedenleri Avrupalı siyaset adamlarını ciddi biçimde düşündürmeli. Yeni teknolojilere dayalı sanayilerin, Amerika’nın kalkınmasındaki payı artık yüzde elli dolayında. Avrupa'nın hem bilimsel kapasitesi hem de sermayesi var. Ama girişimciye yeterli derecede olanak tanınmadığı için büyük atılımlar yapamıyor.

Amerika'nın teknoloji tapınağı Silicon Vadisi'ndeki şirketler başarıya ancak iki üç yenilgiden sonra ulaşıyorlar. Burada, önemli olan ‘denemek’. Bir yenilginin bile şirketlerin sicilinde değeri olabiliyor. Tırmanmak için denemek gerekli'

Türkiye çapındaki bir ülke, Silicon Vadisi'nde olup bitenleri, ‘çok uzaktaki hayaller’ diyerek ıskalayamaz.

Yirmibirinci yüzyılın saygın ülkelerinin haritasında yer almak teknolojiye hakim olmayı gerektiriyor.

Bunun pek çok yolu var tabii ki. Ancak Silicon Vadisi'yle senkronize olmak da bu gerçeğin mutlak bir parçası.

Kısaca, oradaki gelişmelere aşina olmak, anlamak, beraber soluk almak, denklem bu.

Türkiye'nin girişimci yeteneği, teknolojiyi yakından izleyecek beyin gücü, Silicon Valley'in kalp atışlarını bu ülkeye taşıyacak kapasitede.

O zaman hiç vakit geçirmeden, ‘dünyada birşeyler yapmak isteyen herkesin uğramak zorunda olduğu’ Silicon Vadisi ruhunu Türkiye'ye taşımanın yollarını aramalıyız.

Ekonomik gelişmenin yönünü artık yeni teknolojilere olan yakınlık tayin ediyor.

İş yapma biçimleri de bu gelişmelerin tekelinde artık. Çok ilginç, teknolojinin tapınağı Silicon Vadisi'nde 21. yüzyılın iş dünyasının çok özel kodları oluşuyor.

Burada, 21.yüzyılın iş anlayışını ve etik değerlerini etkileyecek bir kültür doğuyor.

Yirmibirinci yüzyıla iddialı giren her ülkenin bu gelişmeleri yakından izlemek, kimisini kendisine mal etmek ama kesinlikle yeni teknolojilerle senkronize olmak gibi iddiaları var.

Türkiye'ye bu dünyaya nasıl nüfuz edebilir?

Devlet'in organize edeceği bir yapının hedefi, Türkiye'yi Silicon Vadisi'ne yakınlaştırmak olmalı. Bundan sonra özel sektör girişimciliği ve birikiminin lokomotif olacağı yeni bir yapı ve rekabet ortamı yaratılmalı. Sermaye, artık oraya yönelik biçimde yeniden şekillenmeli.

Ve de gençler bu hedeflerle tanıştırılmalı.

Çünkü 21.yüzyıl, bugün üniversitelerde olanların yüzyılı değil mi?

X