"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Şeridi işgal edenler cinayet de işlediler

İSTANBUL’da önceki gün otoyolda karşı şeride geçen bir TIR, üç otomobile ve bir minibüse çarparak durabildi, dokuz vatandaşımız hayatını kaybetti.

Olay yerine yardıma giden trafik polisi otomobillerinin ve ambulansların bir bölümü, “emniyet şeridi” uyanıklar tarafından tıkandığı için kaza yerine ulaşamamışlar.
Bazı ambulanslardaki sağlık personeli de olay yerine ancak ellerinde çantaları ile koşarak ulaşabilmiş.
İstanbul’da her gün yaşadığımız bir sorun ve bu kentin insanlarının bir bölümü ne yazık ki kendilerini herkesten daha akıllı zannettikleri için buna neden oluyorlar.
Emniyet şeridini ihlal etmenin cezası 66 lira ve son 15 günde 14 binden fazla araca bu nedenle ceza yazılmış. Şeridi ihlal edenlerin sayısının çok daha fazla olduğunu tahmin edebiliriz çünkü her yerde kamera olmadığı için bunların tümünün tespiti de mümkün olamıyor.
Demek ki önce ceza tutarının, yapanı pişman edecek düzeye yükseltilmesi gerekiyor.
Ve bu son olayla ilgili olarak yapılması gereken çok daha önemli bir iş var:
Kaza yerine giden bölgedeki trafik kameralarını inceleyip, emniyet şeridinin tıkanmasına neden olanları teker teker saptamak!
Hayır, 66 lirayı ödeyip paçayı kurtarsınlar diye değil!
Kazadan sonra yaşamını kaybeden dokuz vatandaşımızdan acaba kaçı zamanında bir sağlık yardımı alabilselerdi hayatta kalacaklardı? O gün emniyet şeridini tıkayarak, müdahalenin gecikmesine yol açanlar, kan kaybından ya da başka nedenlerden kaybettiğimiz vatandaşların ölümlerinden sorumlu tutulmalılar.
Tedbirsizlik ve ihmal yüzünden ölüme sebebiyet vermenin bir cezası var ve bu yaptıklarının cezasını çekmeliler.
O gün o şeridi ihlal edenler sadece bir trafik kuralını çiğnemediler, insanların yok yere ölümüne de neden oldular.
İnsanların yaşam haklarını ellerinden alan bu sorumsuzluğu, bugün şiddetle cezalandırmazsak, belli ki böyle uyanıklıkları önleyemeyeceğiz.

Adaletin feneri dibini aydınlatıyor

DENİZ Feneri soruşturmasında, aralarında RTÜK eski başkanı Zahid Akman ile Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’ın da bulunduğu 6 sanık tahliye edildi.
Tahliye kararını veren mahkeme “Zaten 4 aydır tutuklular, bunun ötesi cezalandırmaya dönüşür” kararı vermiş.
Türkiye’de tutukluluk sürelerinin uzatılmasının cezalandırmaya dönüştüğünü, AİHM’nin de bu konuda önemli kararları bulunduğunu biliyoruz.
Bu açıdan mahkemenin verdiği tahliye kararı ve bu kararı verirken kullandığı ifade önem taşıyor.
Sanıkların zaten kaçma olanaklarının olmadığını, haklarındaki delillerin toplandığını da biliyoruz. Bu açıdan da tutukluluk hallerinin kaldırılmasında bir tuhaflık yok.
Bu konunun tuhaflığı milletvekili seçilenlerin bile tutuklu yargılanmaya devam ediliyor olmasından başlıyor.
Mahkeme kararları arasında bir standart olmadığı bir kez daha ortaya çıkıyor. “Adamına göre yargılamanın” olduğu bir ülkede adil yargılamanın gerçekleştirilebileceğine inanmam zor.
Üstelik söz konusu sanıkların suçluluk olasılıklarına dikkat çeken Almanya’da verilmiş bir mahkeme kararı da var ve Almanya’daki ikinci yargılama Türkiye’nin bu kişileri iade etme ihtimali olmadığı için başlayamıyor.
Bu soruşturma en başından beri sanıkların özel olarak kollandıklarına ilişkin kuşkular yarattı. İddianamenin yazılması bile yıllar sürdü, bu arada sanıkların delilleri karartma çabası içine girmiş olabilecekleri kuşkusu doğdu. Nitekim önemli delillerden biri, sanıkların eski sahibi oldukları ve şirketi sattıkları için temizleme olanağını bulamadıkları bir bilgisayardan çıktı.
Soruşturmayı yürüten savcıların görevden alınmaları, bunun ardından sanıkların “bu kadar tutuklu kaldıkları yeter” denilerek salıverilmeleri de kamuoyunda kuşku yaratacak durumlardır.
Kimsenin suçsuz yere hapiste yatmasını istiyor değilim elbette. Ama bu davanın izlediği seyir, gerçek adalete ulaşacağımıza ilişkin kuşkulara düşmeme neden oluyor.

Beşiktaşlı Guti bu işe çok şaşırmış

BEŞİKTAŞ’ın İspanyol futbolcusu Guti, ülkesinde bir radyo programına katılmış. Şike soruşturmasında tutuklu bulunan Beşiktaşlı yöneticileri hapishanede ziyarete gittiğini anlattıktan sonra şöyle diyor: “Burada adalet sistemi çok farklı, İspanya’daki gibi değil. Kefalet yok, duruşma tarihin belli değil.”
Guti belli ki şu kısacık Türkiye macerasında meselenin özünü, ülkemizdeki birçok kişiden daha iyi kavramış: “Burada adalet sistemi farklı!”
Burada insanlar neyle suçlandıklarını bile bilmeden yıllarca hapiste yatabiliyorlar. Üzerindeki yazılı ifadede herhangi bir suç unsuru olmasa bile gencecik insanlar bir pankart açtı diye bir buçuk yıldan fazla tutuklu yargılanabiliyorlar.
“Gizli” kalması gereken hazırlık soruşturması evrakı, bizzat o gizliliği sağlamak ile görevli savcılar ve emniyet görevlileri tarafından basına sızdırılıyor, insanların yargılanmadan mahkûm edilmeleri sağlanmak isteniyor.
Anayasa’nın teminatı altındaki iletişim özgürlüğü, bu özgürlüğü korumak için en çok titizlenmesi gereken mahkemelerce dikkate bile alınmıyor, uyduruk ihbar mektupları insanların telefonlarının dinlenmesi için mahkeme kararlarına gerekçe olabiliyor.
Burası Türkiye! Burada adalet böyle çalışıyor.

X