Serdar Turgut: Kendi tarihimin prehistoryası

Serdar TURGUT
Haberin Devamı

(Ne başlık ama değil mi! Kesinlikle ben de entelektüelim, bu artık tartışılamaz bir gerçek. Lütfen bütün herkes kabul etsin bunu.)

Evet bugün de tarih üzerine çeşitli söylemler deneyeceğim.

Aslında Osmanlı tarihini incelemeyi katiyen aklıma getiremiyordum kaç yıldır.

Son günlerde buna takmamın başlıca iki nedeni var:

1- 700'üncü yıl kutlamalarının tüm yurtta, dış temsilciliklerimizde ve yavru vatan Kıbrıs'ta bütün heyecanı ile sürüyor olması.

2- Bu konudaki uzmanlıkları her hal ve tavırlarından gözüken iki bilim adamının, Cem Özer ve Reha Muhtar'ın başlattıkları entelektüel söylemin (discourse) beni de teşvik etmiş olması.

*

Dün de bahsettim. Elimde harika bir kitap var. Taha Akyol'un ‘‘Osmanlı'da ve İran'da Mezhep ve Devlet’’ adlı çalışması.

Şu Taha Akyol'a doğrusu çok acıyorum.

Kendisi Türkiye'nin yetiştirdiği ender ciddi ve bilimsel nitelikte yazılar yazan bir düşünür.

Bense yine Türkiye'nin yetiştirdiği ender gayri ciddi ve anti bilimsel nitelikte yazılar yazan bir düşünür anti senteziyim.

Buna rağmen ondan sık sık bahsedip çalışmasını övüyorum. İnşallah millet ben sevdim diye kitabı almamaya filan kalkışmaz, çünkü gerçekten harika bir çalışma bu.

*

Bana son dört yıldır bir şeyler oldu.

‘‘Ne olursa olsun, acaba bundan komik malzeme çıkar mı’’ diye bakıyorum hayata.

Mesleki deformasyon bu yemin ediyorum.

Bunun sorumlusu da Ertuğrul Özkök -ki kendisi son 100 yılın en seksi erkekleri listesine 11'inci sıradan hem de Antonio Banderas'tan bile ön sırada girmeyi başarmış kişidir-.

Mizah yazacaksın dedi, bu hale getirdi beni. Yaktı beni, YAKTI.

İş kazası geçirdiğim için tazminat istedim, umurunda değil. Sanki bu acı olay olmamış gibi davranıyor. Ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Yardıma ihtiyacım var.

Bu konuda önerileri olanların ‘‘Serdar Turgut-mizah yazarı Hürriyet Medya Towers’’ adresine mektuplarını acilen yollamalarını rica ediyorum.

*

Geçirmiş olduğum iş kazası nedeniyle Taha Akyol'un kitabını okurken de acaba bana yazı malzemesi çıkar mı diye düşündüm durdum.

Olaylara böyle bakınca kesinlikle çıkıyor malzeme, isterseniz siz de deneyip bakın.

İlk olarak Çaldıran Savaşı'na taktım kafayı.

Şimdi bu mezhep savaşı filan değil. Taha Akyol temelde yatan sosyo-ekonomik faktörleri gayet iyi tanımlıyor.

Beni üzen bir şey oldu bu savaşın yorumunu okurken. Kitapta Çaldıran'da Osmanlılar'ın yenilmeleri durumunda Şah İsmail Safevi'nin Doğu dünyasının mutlak efendisi olacağı net bir şekilde gösteriliyor.

Tabii bizim resmi tarihimiz ‘‘İyi ki Yavuz Sultan Selim kazandı zaferi de doğuyu bırakmadık’’ diye zil takıp oynuyor.

İşte bence acıklı nokta da burada.

*

Şimdi biraz kafayı çalıştıralım. Millet olarak bizim karakterimize uygun değil ama haydi gelin biraz hayal kuralım.

Diyelim ki Çaldıran'da Osmanlı yenik düşseydi. Ne olurdu acaba?

Hani Hitler savaşı kazansaydı dünyada neler olurdu diye soran kitaplar var ya, onun gibi bir şey bu.

Ne olurdu? Osmanlı doğu üzerindeki hákimiyetini kaybederdi.

Peki ne yapardı o zaman? Mecburen doğudaki belalar ile uğraşmak yerine tüm gücünü batıya yığardı.

Ve sonuçta bugüne gelindiğinde ne olurdu biliyor musunuz?

Doğan Hızlan her istediği an sacher torte pastasını, hem de en taze şekliyle bulabilecekti.

Çünkü Türkiye'nin başkenti Viyana olacaktı.

Viyana acayip sıkıcı olduğu için ben Avrupa'daki en iyi sado mazoşist seks kulübünün yer aldığı Prag'da yaşayacaktım.

Hürriyet üst yönetimi bayramlarda kayak yapmak için yurtdışına gitmek yerine yurtiçi seyahatle işi bitirecekti.

Ertuğrul Özkök -ki kendisi son 100 yılın en seksi erkekleri listesine 11'inci sıradan hem de Antonio Banderas'tan bile ön sırada girmeyi başarmış kişidir- Avusturya şaraplarını da küçümseyecek ve ona batı komşumuz Fransa'dan karayoluyla taş çatlasa iki saatte şarap getirtebilecektik.

Sokakta insanlar doğru dürüst yürüyeceklerdi. Freud bizim hemşo olacaktı.

İnsanlar sokakta çağanozlar gibi değil, adam gibi yürümeyi öğrenmiş şekilde doğacaklardı.

Ham Çökelek'i söyleyen çocuk bizim ülkeden çok uzaklarda tamamen başka bir kültürde doğacak ve ses tonuyla o ülkeyi rahatsız edecekti.

Televizyon haberlerinde her gece ilk üç önemli haber kayak yarışlarıyla ilgili olacaktı.

Şu anda ayılar lehine olan bine bir oranı, gerçek burjuvalar lehine değişecekti.

Hürriyet Gazetesi, Avrupa komisyonunun tereyağlardaki antioksidant oranını binde iki olarak sabitleyen kararını sürmanşetten verecek, bu gazete de promosyonsuz üç milyon satacaktı.

Benim göbeğim daha da büyüyecekti, çünkü bu sefer de bira içmeye takacaktım.

*

Çaldıran Savaşı'nı kaybeden insanların torunları olarak biz Avrupa'da keyif çatarken...

Savaşı kazanan taraf bugün bizim uğraştığımız tüm belalarla uğraşacak ve üstelik de biz onlara sürekli gözlemciler göndererek onların sinirini bozacaktık.

Ah ahhhh, keşke hiç düşünmeseydim bunları. Depresyon yine geliyor, hissetmekteyim bunu.

Haydi BYE (bay)!



Yazarın Tüm Yazıları