Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Seçimler ve başkanlık

Ege CANSEN

Milletçe, askeriyle siviliyle, dincisiyle, laik olanıyla gerçekten demokrasiyi öğrenmeye çalışıyoruz. Bu öğrenme sürecinin en önemli aracı, şüphe yok ki, seçimdir. Demokrasi osuz ve busuz olabilir, ama seçimsiz olmaz. Seçim ise, çok sayıda siyasi partinin varlığı ile kaim bir husustur. İşte tam bu noktada, tıkanmış bulunuyoruz. Çünkü, yeni bir seçim yapılsa, mecliste sandalye dağılımı aşağı yukarı bugünkü gibi oluşacak. Bugünkü yapı ise yürümüyor deniyor.

Özet olarak, güncel söylem Şu: Çok fazla siyasi parti var. Dolayısıyla oylar bölünüyor. Karma (koalisyon) yapmadan hükümet kurulamıyor. Karma hükümetler de icra gücü açısından zayıf ve istikrarsız oluyor. Seçim sistemini o şekilde değiştirelim ki, tek bir parti hükümeti kurabilsin. Halbuki seçim sistemi bu şekilde değiştirilse ve bir partinin tek başına iktidar olacağı kadar milletvekili çıkarmasına imkan verecek bir düzenleme yapılsa, o zaman da ‘‘halkın siyasi tercihleri meclise yansımıyor, bu seçim gayri meşrudur’’ diye vaveyla kopartılacak. Bundan emin olun. Çünkü bunların hespisi denendi. Yaşadık bunları.

Bana göre, seçim sisteminden yakınmalar külliyen ‘‘zırva’’. Yeni bir seçim kanunu yapılmadan seçime gidilemez demek de abestir. Bugünkü seçim sistemimiz ‘‘hükümette istikrar’’la ‘‘halkın eğilimlerini mecliste adil temsil’’ gayelerini en iyi şekilde mezcediyor. Olsa olsa kanunda; bölge ve ülke barajı yüzdeleri değiştirilebilir. Bu değişiklikler de yine istikrarla, temsil arasında bir ‘‘trampa’’ (trade-off) dan başka bir şey değildir. Seçim sistemimizde esasta hiçbir yanlışlık yoktur.

Yanlışlık, siyaset felsefemizdir. İçine düştüğümüz açmazdan çıkmak için karşımızda iki yol durmaktadır.

1. Ulus olarak, basın olarak ve en önemlisi siyasiler olarak, koalisyon hükümetlerini içimize sindireceğiz. Koalisyonları, ‘‘istikrarsızlık tehdidi’’ değil, ‘‘uzlaşma fırsatı’’ olarak göreceğiz. En önemlisi, koalisyonlardan kurtulmaya değil onları yaşatmaya bakacağız. Mecliste oluşacak ‘‘farklı siyasi eğilimlerin işbirliğini’’ liderler için tutarsız bir davaranış olarak değil, milleti birbiriyle barışık kılmanın ‘‘tutarlı’’ bir yöntemi olarak değerlendireceğiz.

2. Yahut, başkanlık sistemine geçeceğiz. İki turlu olarak yapılacak başkanlık seçimlerinde ‘‘devletin ve hükümetin’’ başkanını seçeceğiz. Bu suretle, mecliste yapılamayan siyasi uzlaşmayı, ikinci turdaki oylarıyla seçmenlere yaptıracağız.

Her iki sistemin de kendine göre fayda ve zararları var. Mutlaka birinden yana olmak gerekiyorsa, benim oyum az bir farkla başkanlık sisteminden yana. Sebebini açıklayım. Türk demokrasisinin en büyük zaafı, toplumumuzun ‘‘kavmiyetçi’’ bir kültüre sahip olmasıdır. Yani, kişilerin yerel bağları, ulusal bağlarından kuvvetlidir. Bu yüzden milletvekilleri, ‘‘yerel seçmenlerinin’’ menfaatini, devlet bütçesinin talan edilmesi pahasına korumaktadır. Bunun için hükümete baskı ve başbakana şantaj yapmaktadır. Hükümetin başı, halk tarafından doğrudan seçilirse, milletvekillerinin kendisini devirme şantajına karşı korunmuş olur. Bütçe disiplini gelebilir. Enflasyonla mücadele belki suretle hayal olmaktan çıkar. Ama garantisi yok... Güney Amerika'da en şiddetli enflasyonların başkanlık sistemi altında yaşandığını da unutmuyorum.

Son Söz: Hiçbir hukuki düzenleme, felsefi tıkanıklığı aşamaz.













X