Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Seçeneklerimiz çok fazla değil

<B>BU </B>hafta başından beri <B>gelişmekte olan piyasalara olan yabancı fon akımları</B> hakkında yazdıklarımın Türkiye için özel bir önemi var.

Türkiye gelişmekte olan ülkelere olan fon akımından küçümsenmeyecek ölçüde yararlandı. Gösterdiği olumlu makro ekonomik performans yanında, uluslararası düzeyde borçlanabilme olanaklarının açık olmasıyla Türkiye büyüyebildi. Buna karşılık, dış ödemeler dengesi, en azından şimdi sorun olmayacak bir düzeyde bozuldu.

Bir karar noktasına yaklaştığımız yönünde beklentiler oluşmaya başladı. 2004 yılı sonunda IMF ile bir program yapacak mıyız, yoksa IMF olmadan mı yolumuza devam edeceğiz? Konuya gerçekçi yaklaşırsak, Türkiye’nin böyle bir seçeneği yok.

BALON PATLARSA

Siyasi açıdan IMF’nin sıkı denetiminden kurtulmak elbette arzulanan bir durumdur. Ama, iktisadi açıdan bazı zorluklarımız vardır. Siyasi açıdan arzulanan gelişmeler iktisadi açıdan ciddi riskler taşımaktadır
.

Türkiye IMF’den en çok fon kullanan ülkelerin başında gelmektedir. 2006 yılı sonuna kadar IMF’ye 20 milyar dolar borç ödemek zorundayız. Dolayısıyla, kendine 20 milyar dolar borcu olan bir ülkeyi IMF’nin başı boş bırakması düşünülemez.

Görünüşte çok sıkı gibi olmayan bir anlaşma da olsa, IMF Türkiye ekonomisini çok yakından izleyecektir. Hükümetin ekonomik istikrarı tehdit edebilecek olası girişimlerini önlemeye çalışacaktır. 2004 yılı sonrasında da, yarım kalmış ya da savsaklanmış yapısal reformların tamamlanması için bastıracaktır.

Gelişmekte olan piyasalara giden yabancı fonların bir ‘balon’ yarattığı yönündeki izlenimler güçlenmektedir. Bu görüşe paralel olarak, gelişmekte olan piyasaların riskleri artmaktadır. Ek olarak, Amerika’da faizlerin artması ve temel madde fiyatlarında düşüş olasılıkları gelişmekte olan ülkelerin performanslarını olumsuz etkileyebilecek gelişmelerdir.

Böyle bir ortamda, Türkiye’nin IMF gibi uluslararası piyasalara ülkeler hakkında sinyal veren bir kuruluşu göz ardı ediyormuş gibi davranması yeni riskler doğurabilecek nitelikte olabilecektir. Gelişmekte olan piyasalara giden fonların daralabileceği bir ortamda, giderek bozulan dış ödemeler dengesinin finansmanı yanlış izlenimler vererek daha da güçleşebilecektir.

GEÇMİŞTE YAPTIK

Türkiye ekonomisinin son iki yıldır gösterdiği performans ekonomik istikrardan uzaklaşmış ülkeler için de küçümsenmeyecek bir örnektir. Ders alınması gereken çeşitli unsurları ihtiva etmektedir. Uluslararası piyasalarda Türkiye’nin performansı, IMF için bir övünç kaynağı olduğu kadar, Türkiye için de uluslararası piyasalarda muslukların açılmasını kolaylaştıran bir unsur olmuştur.

1986 yılında ‘artık ekonomik istikrarı yakaladık’ anlayışıyla ‘zaten IMF’nin parasına da ihtiyacımız yok’ gerçeğinden yola çıkarak IMF ile olan programı sona erdirdik. O tarihten sonra da bir çok yapısal reformlar yapıldı. Ekonomide liberalleşme hareketi devam etti. Ama, makro ekonomik performans giderek bozuldu. Sonra başımıza neler geldiğini herkes hatırlayacaktır.

Aynı yanlışı yapıp yüksek maliyetler ödediğimiz kazanımlarımızı kaybetme riskini ‘IMF’den kurtuluyoruz’ görüntüsü vermek için artırmayalım.

Çocuklarımızın bayramı kutlu olsun.
X