Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Para politikasına farklı yaklaşımlar

GEÇEN hafta, bana göre ilginç bir ayırımdan söz etmiştim. Merkez Bankası hangi enflasyonu hedeflemeli? Ekonominin iç dinamiklerinin oluşturduğu fiyat hareketleri mi yoksa ekonominin iç dinamikler ile alakası olmayan dışarıdan ithal edilen fiyat hareketleriyle de Merkez Bankası ilgilenmeli mi?

Daha somut bir biçimde, petrol fiyatlarının dünyada artması nedeniyle Türkiye’de artma eğilimine girebilecek enflasyonla Merkez Bankası mücadele etmeli midir? Bir diğer seçenek olarak, Merkez Bankası "petrol fiyatlarından gelen enflasyon benim sorunum değil, ben iç ekonomik dinamiklerden gelen enflasyon sorunuyla uğraşırım" mı diyecek?

Aslında, böyle bir ikilem yoktur. Merkez Bankası ortalama fiyat istatistiklerindeki artma eğilimlerini dikkatle izlemek durumundadır. Artma eğilimleri yurt dışından ithal edilen enflasyonla tetiklenmiş olabilir. Ama, sonuçta, iç dinamikler yoluyla tüm ekonomiye yayılacaktır. Dolayısıyla, petrol fiyatları arttı (dışsal şok) diye Merkez Bankası’nın artan ortalama fiyat endeksine kayıtsız kalması söz konusu olamaz.

FARKLI TEPKİLER

Petrol fiyatlarındaki
artışların ekonomilere neler yapabileceği en iyi bir biçimde 1970’li yıllarda görüldü. O dönemde, Avrupa ve Amerika iki farklı tavır sergilediler. Avrupa petrol fiyatlarındaki ani artışların fiyat istikrarını olumsuz etkileyeceğini düşünerek para politikasını sıkılaştırdı. Bir anlamda, Avrupa, petrol fiyatının artışının ortalama fiyatlara yansımasını petrol dışındaki fiyatların daha az artması, hatta azalması yoluyla önlemeye çalıştı. Sonuçta, başta Almanya olmak üzere, Avrupa fiyat istikrarını göreli olarak koruyabildi. Ama, ekonomik daralmayı önleyemediler.

Amerika farklı bir tavır sergiledi. Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) amaçları okuyana göre farklı yorumlanabilir. Kimileri FED’in fiyat istikrarına, kimileri FED’in ekonomik büyümeye, kimileri de FED’in her ikisine de aynı önemi vermesini isterler. FED, üç farklı görüşe de sahip başkanlar görmüştür. 1970’li yıllarda FED’in başında, FED’in zımni olarak ekonomik büyümeye öncelik vermesi gerektiğini düşünen biri, Arthur Burns vardı. Dışsal şok olarak görülen petrol fiyatlarının artışından kaynaklanan enflasyona çok önem verilmedi. Sonuçta, petrol fiyatlarının yarattığı "arz yönlü şokla" Amerika hem ekonomik daralma yaşadı hem de enflasyon görülmedik düzeylerde arttı. "Stagflasyon" (ekonomik daralmayla beraber enflasyon) terimi o dönemde icat edildi.

Amerika düştüğü tuzaktan çok ağır bir fatura ödeyerek çıktı. Arthur Burns’den sonra işbaşına gelen Paul Volcker (Alan Greenspan’den önceki Başkan) yüzde 20’ler civarına gelen enflasyonu faizleri yüzde 20’nin üzerine çekerek önleyebildi. Amerika, ekonomik büyümeye önem verelim derken, çok daha derin bir ekonomik daralma yoluyla artan petrol fiyatları ile mücadele etti.

İYİ BİLDİKLERİ İŞ

Dışsal şoklarla gelen olumsuz fiyat dinamiklerine bir merkez bankası kayıtsız kalamaz
. Kalırsa, fiyat istikrarından da ödün vermiş olur. Kısacası, artan petrol fiyatlarının faturası daha yüksek faizlerdir. Bundan kaçış yoktur.

Merkez bankalarının en iyi yapabildiği iş fiyat istikrarına odaklanmaktır. En kötü yaptığı iş ise ekonomik büyümeye katkı yapmak için fiyat istikrarına tek gözle bakmaktır. Merkez bankaları iyi bildikleri işe odaklanmalıdırlar.
X