Otosansürsüz

KEMAL Kılıçdaroğlu, dün medyaya otosansür uygulamayın, kendinizi sınırlamayın mesajı gönderdi.

İşte Kılıçdaroğlu’nun CHP Kongresi’nde yaptığı konuşmayla ilgili sansürsüz fikrim:
Maalesef o kadar vaade rağmen, Kılıçdaroğlu’nun kadınlar konusundaki sözleri yetersiz kaldı.
Bu onun kabahati değil.
Çünkü CHP içinde doğru dürüst bir kadın hareketi kalmadı.
Parti içi demokrasinin olmaması kadın hakları konusunda çalışan kadınların önünü kapadı, kariyerizmi pompaladı. Parti içinde kadın dayanışmasına darbe vurdu.
Aralarında Gaye Erbatur gibi bir kadın hakları savunucusu, Gülsün Bilgehan gibi bu alanda uluslararası dayanışma mekanizmalarını harekete geçirebilen bir kadın siyasetçi ve diğer tanınmış emektar kadın siyasetçiler olan bir partiden daha net mesajlar beklerdim.
Tamam Genel Başkan, yeni döneminde, kadınları siyasete taşıyacağını söyledi, ama bu kadar iddialı bir başlangıca uygun siyasi adımların müjdesi yoktu konuşmada.
CHP ki, kadın kotasını belli ölçüde benimseyen bir parti, Genel Başkan, dünkü konuşmasında en azından “kota”dan daha net bir biçimde söz edebilirdi.
Kamu kuruluşlarından, özel sektöre kadar kadının hayata eşit biçimde katılmasını teşvik edecek vaatler verebilirdi.
Tabii karşısında, kadın meselesini sadece yoksul kadınların banka hesabına para yatırmak (bu da iyidir, kesinlikle karşı değilim) olarak gören bir rakip olunca, CHP Başkanı da hedeflerini dar tuttu.  Umuyorum, tüzük kongresinde bu konuda daha net bir yaklaşım görebiliriz.
Çünkü CHP’nin temel meselelerde net konuşmaması, sorunların çözümünü geciktiriyor. Çözüm önerileri açık ve net biçimde siyasi rekabet alanına çıkmadan, herhangi bir çözüm için gerekli uzlaşma iklimini yakalayabilmek de mümkün değil.
Siyaset çıtası düşük kaldıkça, sorunları çözüm isteği ve toplumsal dinamiğin oluşması da o kadar düşük ve ağır oluyor.
* * *
BURADAN sözü Kürt sorununa getireceğim belli oldu tabii. Evet. Otosansürsüz söylemeliyim ki, Kılıçdaroğlu’nu izlerken Kürt meselesinden “ima”larla söz etmesine şaşırdım.
Bir yandan Lozan başımızın üstünde diyeceksiniz, o meşhur “Biz Kürtler ve Türkler” söylemine üstü kapalı atıfta bulunacaksınız sonra da sorunun adını koymaktan imtina edeceksiniz.
Yeni bir yola çıkarken, hassas dengeler üzerindeki parti içi mutabakatı gözden kaçıramazsınız ama Kürt meselesi artık adı konmuş bir mesele.
Kılıçdaroğlu, etnik ve dini sömürüye karşı durarak sorunları “üçüncü yol” politikalarıyla çözeceğini söylüyor.
Bu içi henüz dolu olmayan bir iddia. Ama önemli. CHP, toplumun gelişme çizgisini doğru yakalarsa üçüncü yol-ki ben bunu haklar, özgürlükler ve demokrasinin evrensel prensipleri temelinde geliştirilecek politikalar olarak algılıyorum-politikalarını olgunlaştırırken sorunların adını koymaktan geri duramaz.
* * *
TIPKI askerin siyasete müdahalesi konusunda olduğu gibi.
BDP’nin çift dillilik açıklamalarına Genelkurmay Başkanlığı’ndan verilen yanıt yeni bir müdahale değil mi? Bu konuya, çeşitli siyasi partiler ve temsilcileri yanıt verdi ve vermeye devam ediyorlar. Yazılıp çiziliyor. Toplumsal tartışma sürüyor. Yetmiyor mu?
Belki dün Genel Başkan’dan daha net bir duruş sergilemesini beklemek acelecilik olurdu ama konuşmada asker vesayetinden hiç söz etmeden, sadece askeri mahkemelerin kaldırılacağı vaadiyle yetinmek, parti içi dengeler açısından gerekli olabilir ama yeni bir CHP ve üçüncü yol için yeterli değil.
Otosansürsüz yazıyı bitirirken, Türkiye’nin değişim kararlılığı içindeki bir CHP ile seçime gitmesinin, siyasi rekabet ortamının kalitesini artırmaya, sonuçta Türkiye’ye yararı olacağını da teslim etmeliyim. İktidar isteğinin tetiklediği değişim arzusunu dünkü Kongre’de görmemek mümkün değildi.
Yazarın Tüm Yazıları