Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Orada uzakta bir köyde Hizbullah

VAN’ın köylerinden biri. Köyün adını yazmıyorum. O köydeki öğretmenden bana bir mektup geliyor. Mektuptaki imzayı yazmıyorum. Neden yazmıyorum, şimdi anlayacaksınız.

“Size, tahliye olanların halaylarla karşılandığı Hizbullah terör örgütüyle ilgili gördüklerimi yazmak istiyorum.
Doğu Anadolu’nun pek çok il ve ilçelerinde olduğu gibi, benim çalıştığım köyde de, Hizbullah faaliyetlerine hâlâ devam ediyor. Bunu Mustazaf-Der çatısı altında sürdürüyor. Çalıştığım köyde bu derneğin yetkilileri var.”
Ne yapıyor o yetkililer köyde? Devam edelim okumaya:
”Onlar her gün saat 16.00’da camide topladıkları öğrencilere örgüt propagandası ve eğitimi vermektedir. Yaptıkları propagandanın etkilerini okulda öğrencilerimle yaşadığım diyaloglar sonucunda anlayabildim.”
TEHLİKE ALTINDA
Bakın 12, 13 yaşındaki öğrenci ne diyor?
“Bir öğrencim ders esnasında kendilerine önder olarak Hizbullah’ın ölmüş lideri Hüseyin Velioğlu’nu ve Lübnan Hizbullah lideri Nasrallah’ı kabul ettiklerini, Atatürk’ün dinsiz olduğunu, her tarafta Atatürk resimlerinin olmasını istemediklerini söyledi.”
Bu sözleri duyan öğretmen şok geçirdiğini yazıyor ve öğrencilerine Cumhuriyet Türkiye’sinin ilkelerini anlatıyor.
Bunları yazan öğretmen haklı olarak kimliğinin ve köyün adının saklanmasını istiyor, çünkü, o da tehlike altında.
Bu mektup orada uzakta bir köyde bir öğretmenin yaşadıklarının özeti. O öğretmenin yalnızlığı, bu çağda, “Çalıkuşu” gibi.
NASRALLAH
Bu mektuptan kimlerin ders çıkartması gerek?
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ve Yargıtay’ın.
Olay Yargıtay’ın ilgi alanında, çünkü geçenlerde Hizbullahçıların tahliyesine karar veriyor.
Olay İçişleri Bakanı Atalay’ın ilgi alanında. Köylerde Hizbullah nasıl Cumhuriyet düşmanlığı yapıyor, ilkokul çocuklarına neler aşılıyor, işte ortada. O adamlar elini kolunu sallayarak, propagandalarını sürdürüyor.
Olay Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun ilgi alanında. Dört gün önce Lübnan’da hükümet krizi nedeniyle Nasrallah ile gece yarısı zirvesi yapan o.
Davutoğlu’nun Lübnan arabuluculuğunun fiyasko ile sonuçlanmış olması ayrı. Nasrallah kim ve yurt içindeki Hizbullahçılar ona nasıl bakıyor, o önemli. Bizim Dışişleri Bakanı işte o Nasrallah ile buluşuyor.
Mektubu okurken içime garip bir yalnızlık, haklı bir kaygı düşüyor. O değerli öğretmen adına.
Hayır, hepimiz adına.

‘78 kelle aldım’

İKİNCİ Ergenekon davasında sanıklardan biri de, Albay Arif Doğan. 2008’de tutuklanıyor. Uzun süredir hasta.
Mahkemede verdiği ifade, dünyanın bir başka ülkesinde olsa, yeri göğü inletir. Söyledikleri müthiş, JİTEM’i o kurmuş, Hizbulkontra’yı o kurmuş ve bu arada “78 kelle aldım” diyor.
Bu ifadeden sonra, Ergenekon dışında, savcılığın ayrı bir soruşturma açması gerek.
O kadar soru var ki:
-  Öldürülen o 78 kişi kim, kimler? Neden öldürüldüler? Öldürme emrini kim verdi? Öldürülenler sadece çatışmaya katılan PKK’lılar mı? Yoksa, aralarında siviller de var mı? Bu eylemlerden kimlerin haberi var? Kayıtları nerede?
-  JİTEM şu anda ne durumda? Eski faaliyetleri arasında neler var?
-  Hizbulkontra’yı neden, kimin emriyle kuruyor? O örgütün hangi eylemleri var?
Arif Doğan’ın ifadesi Ergenekon, yani darbe iddiası üzerine alınıyor, kendisi o nedenle sanıklar arasında. Ama, bu söyledikleri darbe iddialarının dışında.
Ya da bu sözler PKK ile mücadelenin bir parçası.
Ne olursa olsun, bu ifade ayrı bir soruşturmayı gerektiriyor.

Seçimle geldi diktatör oldu

HAZRETİN hoşuna gitmeyen bir yazı yayınlanıyor.
Yazının yayınlandığı gazeteye uygulanan baskı sonucu, yazıyı yazan gazeteci işten çıkartılıyor. Benzer durum TV ve radyolarda yorum yapanlar, açık oturumlara katılanlar için de geçerli.
O gazetecileri başka hiç bir gazete ve TV işe alamıyor. Çünkü, yeni yasa böyle.
Macaristan Başbakanı Viktor Orban medyada en küçük bir eleştiri, en küçük bir muhalefet görmek istemiyor.
Macar Meclisi geçenlerde 180 sayfalık, çok ayrıntılı bir yasa kabul ediyor. Medyayı sürekli gözetim altında tutan, ifade ve düşünce özgürlüğüne rahmet okutan sansür maddeleriyle, felaket mali baskı korkutmalarıyla dolu bir yasa. Macaristan bu yasayla demokrasiye veda ediyor.
Rastlantıya bakın ki, yasanın kabulü Sovyet diktatörlüğüne imza atmış, düşünce özgürlüğünü dinamitlemiş Stalin’in doğum gününe denk geliyor.
AB Viktor Orban’la çalkalanıyor. Önce, AB’nin böyle antidemokratik bir yasayı içine sindirmesi imkansız. İkincisi ve daha vahimi, Macaristan şu anda AB dönem başkanı.
AB, iktidara seçimle gelerek diktatörlüğünü ilan eden Orban için çözüm arıyor.

X