Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Önce gönül alma

EĞER, ‘gündemdeki grip’ (doktorların kesin bir şey söyleyemedikleri zaman tercih ettikleri isim), burnunu bizim evin kapısından içeri sokmamış ve ben de 24 saat nöbete programlanmamış olsaydım, Diyarbakır Ticaret Odası ile Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin dün düzenledikleri toplantıya katılacaktım.

Katılamadım ama oradaki arkadaşlarımı ikide bir telefonla rahatsız ederek toplantıyı yakından izleme fırsatını buldum.

Toplantıda söz alan Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in dinleyicilere sorular yönelttiğini anlattılar. Sorulardan biri de şöyle, “Açılım muhalefete kurban mı edilecek?”

Açılımın içeriği konusunda kafalar karışık olsa da Kürt meselesinin çözüm sürecinin gündemimize girmesi ile birlikte başlayan tartışmalardan rahatsız değilim.

Süreç başladı bir kere. Hiçbir engel, öteleme ve kriz bu süreci geri çeviremeyecek.

Önemli olan en olumlu, olgun ve akıllı bir biçimde bu yolu yürüyebilmek, daha fazla zaman kaybetmeden düzlüğe çıkabilmek.

İLK AŞAMA, HERKES DÖKSÜN İÇİNİ

Dün Irak’tan gelen grubun içinde olan bir vatandaşımızın sınırda yaşadıklarını anlatıyor. Kendisini karşılayan komutanın “hoş geldin” diyerek elini sıktığında, içinden yükselen barış umudu ve onun bu duygularını paylaşması geleceğin ipuçlarını veriyor bize.

Bu süreçte “Annelerin göz yaşı kurusun”, “ülkemize barış gelsin” safhasındayız henüz.

Bırakalım herkes hikayesini anlatsın, birbirine silah çekenler, intikam isteyenler, göz pınarlarındaki yaşları kurutanlar, köyleri yakılanlar, evlerinin direği çökenler her yakadan herkes eteklerindekini döksün, anlatsın, kızsın, köpürsün, sorular sorsun.

Barışın gerekliliğine toplumun ikna olması da önemli. Bu sürece de sabırlı biçimde zaman tanımak lazım. Barış için herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini kavramak başka türlü mümkün değil.

Pazarlık psikolojisini aşarak kamuoyunun uzlaşmaya hazır hale gelmesi kolay olmuyor.

Çünkü ilk dönemlerde barış niyeti belirir belirmez hemen pazarlık masaları kuruluyor.

Benzer süreçlerden geçen başka ülkelerde (İngiltere, Fransa, İspanya) yaşananlar bu yolda acele sonuç alınamadığını gösteriyor, üstelik hiçbirinde henüz son nokta konmuş değil.

DTP MUHALEFET DEĞİL Mİ

AKP hükümeti hazırlıklı olmadan başlattığı açılım projesinde alt yapısı sağlam olmayan adımlar atıyor diye, bu adımları küçümsemek, onları yeni krizlerin, anlaşmazlıkların merkezine oturtmak samimiyetle bağdaşmıyor.

Eğer amaç gerçekten barış ise tabii. Hataların düzeltilmesi, yeni bir düzen kurulması kolay değil.

Barışçı tavır, çatışmayı ortadan kaldıracak her filizi fark edip sulamak çiçeğe dönmesi için emek harcamaktır. “I-ıh bu bizim işimize yaramaz, bizi kesmez” tavrı değil.

Doğrusunu söylemek gerekirse DTP, bu sürece tamamen karşı çıkmıyor köstek olmuyor ama tam destek verdiğini söylemek de zor.

Mesela, her fırsatta “PKK muhatap alınmalıdır” dedikçe bu ülkede büyük bir çoğunluğun kırık kalplerinin kanadığını hesaba katmak gerekiyor. Evet, silah onun elinde ama ülkede Kürt meselesiyle ilgili adım atılması için mutlaka PKK’nın icazeti mi gerekiyor?

Baydemir arkadaşımın, bu sürecin muhalefete kurban gidip gitmeyeceğini düşünürken CHP ve MHP’nin yanı sıra DTP’nin muhalefetini de hesaba katması gerekiyor.

Muhalefet, adı üstünde tabii ki karşı çıkacak, ısrar edecek ama karşıdakini ikna da edecek. Gelişme vizyonu taşıyan muhalefet bunun da görevi olduğunu bilir. Yoksa durduğu yerde kurur gider. İlla örnek mi lazım?

X