Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Oktay Ekşi: Kosova faciası...

Oktay EKŞİ

Olaya herkesin kendi açısından bakması en doğal şey. O nedenle Bill Clinton eğer Kosova olayını izlerken geliştirdikleri son silahların ve savaş uçaklarının ne ölçüde başarılı olduğuna özellikle dikkat ediyorsa, hayret etmemek lazım.

İhtimal Yeltsin'i de Amerika'nın pek övündüğü F-117 Stealth uçağını düşüren Rus yapımı KUB füzesi ilgilendirmiştir.

Bizim öyle bir meselemiz yok. Ama bizi de Kosova krizinin yollara düşürdüğü 570 bini aşkın kadın, çoluk çocuk, ihtiyar ilgilendiriyor.

NATO sözcüsü Jamie Shea'nin dediği gibi bu yüzbinlerce Kosova'lı Arnavut, Yugoslavya Devlet Başkanı Miloseviç'in önceden hazırladığı bir Master Plan sonucu mu evlerinden ocaklarından kopup dağlara düştüler, yoksa Sırp hunharlığı hakkında yeterince bilgileri olduğu için mi kaçıyorlar, bilmiyoruz.

Bildiğimiz en sağlam şey, bu insanların canlarını kurtarmak amacıyla komşu ülkelere yani Arnavutluk, Makedonya ve Karadağ'a doğru, kar kış demeden, yalınayak başı kabak yollara düştüklerinden ibaret.

Biz bazıları gibi bu büyük sefalet ve faciadan NATO'yu (veya ABD'yi) sorumlu tutacak kadar aklımızı peynir ekmekle yemedik.

Tam tersine biz, NATO (daha doğrusu ABD) bu operasyona başlamasaydı, Miloseviç denen hunhar, Kosova'lı Arnavutlar'ın kökünü kazırdı diye düşünenlerdeniz. O nedenle NATO'ya veya ABD'ye, ‘‘Çok geciktiniz. Çünkü Miloseviç'i şimdi değil, bundan 6 yıl önce Bosna'da durdurmanız lazımdı. O, insanlığa karşı cürüm işlemek suçundan La Haye'deki savaş suçları mahkemesini çoktan boylamalıydı’’ diyenlerdeniz.

Kosova'da yaşayan halkın üçte birinden fazlasını yollara döken facia, öte yandan aklımıza 1991/92 kışında Türkiye'nin güneydoğu sınırlarında yaşananları getiriyor:

Anımsayacaksınız, o tarihte Saddam'ın şerrinden kaçan 500 bin kadar Irak'Kürt, Türkiye'nin hiç de beklemediği bir sırada, aynı şekilde yalınayak baş kabak, yollara düşüp dağlarda, tarlalarda perişan olmuştu. Bunlardan bazıları dağlarda hastalanmış, ölmüş, kalanlar da büyük bir perişanlık içinde canlarını Türk sınırlarından içeri atmıştı.

İşte o sırada Türkiye, bu yüz binlerce insana elinden gelen her türlü yardımı yaptığı için takdir ve teşekkür beklerken, Batı dünyasından gelen müfettiş tavırlı gazeteciler ‘‘Türkler bu insanları baş tacı etmiyor. Onlara gerektiği kadar yardım yapmıyor, hemen sığınacak yer vermiyor’’ diye kıyametleri koparmışlardı.

Hatta bunlardan bir İngiliz, yörenin kaymakamına hakaret edecek (veya tokat atacak) kadar küstahlaşmış, sonra da sınır dışı edilmişti.

Merak ediyoruz: Bu müfettiş gazeteciler acaba şimdi Avrupa'nın ortasında yaşananlar karşısında ne buyuruyorlar?



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI