Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Oktay Ekşi: Belçika'ya kızalım ama...

Oktay EKŞİ

KONUYA dışarıdan bakınca Belçika'ya söylenecek çok şey var. Örneğin karşılarına geçip sorabilirsiniz:

Fehriye Erdal bir terörist değil mi? Eğer terörist ise, 1977 tarihli Terörün Önlenmesi Hakkında Avrupa Sözleşmesi, bu sanığın ya Türkiye'ye iadesini yahut da Belçika tarafından yargılanmasını gerektirmiyor mu?

Demek ki, yukarıdaki iki sorunun da yanıtı ‘‘evet’’ ise yapılacak olan çok açık.

O nedenle bizler anlamıyoruz, bundan dört yıl kadar önce Özdemir Sabancı ile iki iş arkadaşını öldüren teröristlerden biri olan Fehriye Erdal'ı Belçika neden Türkiye'ye iade etmez veya Belçika'da bu suçtan yargılamaz?

Kaldı ki bu Fehriye Erdal ile onun üyesi olduğu DHKP-C isimli terör örgütünün marifetleri sadece Özdemir Sabancı cinayeti veya Türkiye'deki cinayetleri ile sınırlı değil:

DHKP-C, Belçika'da da terör estiriyor. Örneğin, Belçika Parlamentosu'nun Flaman asıllı Senato üyesi Hugo Covaliers'in avukatlık bürosu bu teröristler tarafından geçen hafta basıldı. Covaliers olayı ‘‘Üzerlerinde DHKP-C yazılı tişörtler bulunan 10 kadar kişi içeriye girdi, sloganlar atmaya başladılar. Bana bunak ve hasta adam diye hakaret ettiler. Faşist olduğumu söylediler. Hakkımda hakaretler içeren bildirileri bıraktılar. Fiziki bir saldırı olmadı ama, oldukça korktuk’’ diyerek anlattı.

DHKP-C sadece Covaliers'i değil, Belçika hükümetini de tehdit ediyor ama Belçika Erdal'a -Covaliers'in sözleriyle ifade edelim- ‘‘misafir’’ muamelesi yapıyor. Onu sadece 26 Eylül 1999 tarihinde bulunduğu evde ele geçen ruhsatsız silahlar ve sahte kimlikler yüzünden yargılıyor. Hakkında başka bir işlem yapmıyor. İşte bizi de bu durum isyan ettiriyor.

Velakin kazın ayağı pek de öyle değil:

Bizim Savcı, Fehriye Erdal'ın eyleminin Ceza Yasamızın 146/1 maddesine yani ‘‘Anayasal düzeni zorla devirmeye teşebbüs’’ suçuna uyduğunu ileri sürmüş. Bu düpedüz bir siyasi suç. Suçluların İadesi Sözleşmeleri ise siyasi suç izafe edilenlerin iadesini engelliyor. Kaldı ki bu madde ‘‘idam’’ cezası öngörüyor. Sadece Belçika değil hiçbir ülke elindeki sanığı idam cezası olan yere artık iade etmiyor. Savcı eğer 146/1'den değil de örneğin taammüden cinayet eylemini düzenleyen 450'nci maddeden dava açsaydı, bir gün idam cezası kaldırıldığında Fehriye'nin iadesi söz konusu olabilirdi. Oysa bu dosyaya göre Fehriye'yi hiçbir ülke Türkiye'ye vermez. Dahası ‘‘istinabe’’ yoluyla ifadesinin alınmasına bile müsaade etmez. Nitekim Belçika da etmedi.

Geriye uluslararası hukukun ‘‘ya yargıla, ya iade et’’ ilkesi gereğince Sabancı suikastı nedeniyle Fehriye'yi Belçika'nın yargılaması kalıyor. Onu da devletler isterlerse yapıyorlar, istemezlerse yapmıyorlar.

Şimdi soralım:

Belçika'nın kusuru var da idam cezasını kaldırmayan Türkiye'nin veya dosyayı düzenleyen savcının kusuru yok mu?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI