Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Noktayı koymadıkça...

<B>GAZETECİLİĞE </B>girenlere ilk öğretilen, <B>‘‘fikri takip’’ </B>ilkesidir. Bu, <B>‘‘izlediğin konuyu, noktasını koyuncaya kadar bırakmamalısın’’ </B>demektir.

Milli Güvenlik Kurulu'nun dünkü toplantısı sonunda yayınlanan bildiride yer alan bir paragraf var. Aynen şöyle deniyor:

‘‘İrtica ile mücadele stratejisinin uygulanma durumu hakkında kurula bilgi sunulmuş ve konuya ilişkin yasa tasarılarının bir an önce yasalaşması gereği üzerinde durulmuştur.’’

Görüldüğü gibi Milli Güvenlik Kurulu tıpkı gazeteciler gibi ‘‘fikri takip’’ ilkesine sıkı sıkıya bağlı. Çünkü ‘‘irtica ile mücadele stratejisi’’ konusu hepimizin iyi anımsadığına inandığımız 28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu kararlarından beri, hemen her toplantı gündeminin değişmeyen maddesi oldu.

Söz konusu 28 Şubat kararlarında, ‘‘Ülkemizde şeriat hukukuna dayalı bir İslam Cumhuriyeti kurmayı hedefleyen grupların, Anayasa'nın tanımladığı demokratik, laik ve sosyal hukuk devletimize karşı çok yönlü bir tehdit oluşturduğu’’ vurgulandıktan sonra, bu tehdidin önlenmesi amacıyla kısa, orta ve uzun vade içerisinde alınması uygun görülen önlemler tek tek sayılmıştı. Örneğin:

‘‘Mevcudiyetleri 677 sayılı yasa ile men edilmiş tarikatların ve bu kanunda belirtilen tüm unsurların faaliyetlerine son verilmeli (...)’’

‘‘Türk Silahlı Kuvvetleri'ne aşırı dinci kesimden sızmaları önlemek için mevcut mevzuat çerçevesinde alınan tedbirler, diğer kamu kurum ve kuruluşları, özellikle üniversite ve diğer eğitim kurumları ile bürokrasinin her kademesinde ve yargı kuruluşlarında da uygulanmalı.’’

‘‘(...) İran İslam Cumhuriyeti'nin ülkemizdeki rejim aleyhtarı faaliyet, tutum ve davranışına mani olunmalı (...)’’

‘‘Aşırı dinci kesimin Türkiye'de mezhep ayrılıklarını korüklemek suretiyle toplumda kutuplaşmaya neden olacak (...) çok tehlikeli faaliyetleri, yasal ve idari yollarla mutlaka önlenmeli.’’

‘‘TC Anayasası, Siyasi Partiler Yasası, TCK ve Belediyeler Yasası'na aykırı olarak sergilenen olayların sorumluları hakkında gerekli yasal ve idari işlemler kısa zamanda sonuçlandırılmalı (...)’’

‘‘Kıyafetle ilgili kanuna aykırı olarak ortaya çıkan ve Türkiye'yi çağdışı bir görünüme yöneltecek uygulamalara mani olunmalı (...)’’
deniyordu.

O tarihten sonra Refah ve Fazilet partilerinin kapatılması; Hizbullah'ın belinin kırılması; Necmettin Erbakan ile Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki mahkûmiyet kararlarına, Fethullah Gülen hakkında dava açılması; kamu kurumlarında ideolojik amaçlı başörtüsü kullanmanın engellenmesi bunlardan hangilerinin uygulandığını açıkça göstermektedir. Ancak kamu kesimindeki gericilerin tasfiyesi çabaları hálá başarısızdır. Bir kısım yasalar Meclis'te hálá bekletilmektedir. İşin tuhafı, o tarihte irtica sadece bizim sorunumuzdu. 11 Eylül olayından sonra tüm uygar dünya anladı irticanın ne kadar tehlikeli olduğunu. Ama biz bazı konularda hálá bekliyoruz. Neyse ki MGK, fikri takipten vazgeçmiyor.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI