Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Müzik sistemimizi bu Lübnanlı’dan öğrendik

Türk Müzik sisteminin temelinde Lübnan'lı bir Hristiyan'ın 1800'lerin ilk yarısında yazdığı bir eserin yattığını bugün çoğumuz bilmeyiz. 1800 ile 1888 yılları arasında yaşayan Mihail Meşakka adındaki bu musiki álimi sadece Türkiye'nin değil bütün Ortadoğu'nun musikisini etkilemişti.

Türkiye'de Mihail Meşakka'nın kim olduğunu bilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Hayatı hakkında bizde neredeyse hemen hiçbir bir kayıt yoktur ama kurucusu olduğu bir sistemle bugün Türk Müziği'ni baştan sona etkilemiş çok önemli bir isimdir.

Mihail Meşakka, Lübnan'lı bir Hristiyan'dı. 1800'de Lübnan Dağları'ndaki Raşmiya'da doğdu, gençlik yıllarında bir müddet Mısır'da yaşadı, sonra Suriye'ye, Şam'a geçti ve orada musikiye merak saldı. Muhammed bir Huseyn el Attár Attárzade adında bir hocadan dersler aldı ama müziğin icrasından çok nazariyatına yani akustik ve makamların oluşması bahislerine merak saldı. Ses fiziğiyle uğraştı, derken hocasından öğrendikleriyle yetinmez oldu, kendini araştırmaya verdi ve genç yaşlarında bu konuları anlatan bir kitap kaleme aldı. Kitap, Lübnan beylerinden Emir Muhammed Faris Şiháb'a ithaf edilmişti ve onun ismini taşıyordu: 'Risále-i Şihábiyye'.

Yepyeni bir bir ses sistemi ortaya koyuyor, bir sekizliyi yani çok basit bir şekilde söylemek gerekirse 'kalın do-ince do' arasını 24 eşit parçaya bölüyordu. Bu, İslam dünyasının musikisinde o zamana kadar görülmemiş bir uygulamaydı ve Araplar tarafından hemen benimsendi. Meşakka'nın sistemi batılı müzikologlar yani musikinin ilim tarafıyla uğraşanlar tarafından da alákayla karşılandı ve eserin İngilizce bir özeti 1851'de Amerika'da yayınlandı.

Amerikalılar, Meşakka'yı 1859'da Şam'daki Amerikan Konsolosluğu'nda konsolos yardımcısı yaptılar. 1888'de öldüğünde, Arap dünyasının en seçkin entellektüellerinden kabul ediliyordu.

Biz, Meşakka'ya ölümünden çok sonraki senelerde aláka duymaya başladık. Yazdıklarını ilk okuyan kişi meşhur bir musiki bilginimiz, Rauf Yekta Bey oldu. 20. asrın ilk yıllarında Türk Müziği'nin teorisini yeniden yazarken Meşakka'dan etkilendi, onun '24'lü sistem' denilen sistemini benimsedi ama seslerde bazı değişiklikler yaptı. Benimsemesinin sınırlarını 1932'de Kahire'de yayınladığı bir kitapta açıkladı ama Türk müzisyenler Mihail Meşakka'nın Rauf Yekta Bey'e verdiği ilhamdan haberdar olamadılar.

Derken aradan gene seneler geçti ve Türk Müziği'nin bu defa diğer iki önemli ismi, Hüseyin Sadettin Arel ile Suphi Ezgi 1930'ların sonuna doğru bir başka müzik sistemi kurmaya çalıştılar ama temel olarak Rauf Yekta Bey'i aldılar. Dolayısıyla Mihail Meşakka'nın '24'lü sistemi' bizdeki mevcudiyetini korudu. Ama zamanla daha da başka ilginçlikler yaşandı ve Lübnan'lı Meşakka'nın eseri olan bu sistem, Türkiye'de 'Orta Asya'dan getirdiğimiz öz musikimizin kuralları' diye anılır oldu.

Bu 'müzik sistemi' hakkında, bugün çok dar bir çevrede de kalsa devam eden bir tartışma var. Ama bu tartışmayı yapanlar temel kaynaklara ulaşamadıkları için üzerinde olumlu yahut olumsuz fikir beyan ettikleri sistemin aslında bizim değil, Arap dünyasının malı olduğunu bilmiyorlar. Ben, ayrıntılı teknik konulara girmeden, burada 'Bugün Türk Müziği'nin sistemi olarak kabul ettiğimiz kurallar, aslında Lübnan'lı Mihail Meşakka'nın eseridir' demekle yetiniyorum.
X