Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Murat Bardakçı: Osmanlı kurban derisini demiryoluna verirdi

Murat BARDAKÇI

Kurban bayramının gelmesiyle beraber kurban derilerinin nereye verileceği tartışması yeniden yoğunlaştı. İşte, ‘‘Devlet derilere eskiden karışmazdı, müdahale ádeti yeni çıktı’’ diyenler için 1908'de yaşanan bir deri tartışmasının ve konunun hükümet düzeyinde ele alınışının belgesi: Osmanlı, 20. yüzyılın ilk senelerinde kurban derilerinin gelirini Hicaz Demiryolu inşaatına aktarıyordu...

Bugün mubarek kurban bayramı. Bayramlaşılacak, karşılıklı tebrikler yapılacak, dargınlar barışacak, sonra kesen kurbanını kesecek ve her sene olduğu gibi yine kurban derilerini elde etme yarışı başlayacak. Bazı derneklerle vakıflar birkaç trilyonluk bu ranttan hisse kapıp derileri toparlamaya uğraşacak, devlet verdirmemeye çalışacak ve birkaç gün belki de birkaç hafta devam edecek bir deri mücadelesine şahit olacağız.

Kurban derisi peşinde koşan derneklerle vakıflar Türkiye'de daha önceleri böyle bir deri mücadelesinin yaşanmadığını, devletin hiçbir müdahalesinin bulunmadığını ve kurban sahibinin deriyi istediği gibi kullanmış olduğunu söyleyip bu yolda yayın da yaptıracaklar ama yanılacaklar. Zira Osmanlı Arşivleri'ndeki belgeler devletin kurban derileriyle geçmişte de her zaman yakından ilgilendiğini, kendisine maletmeye çalıştığını ve deri konusunun o zamanların bakanlar kurulunda da tartışıldığını gösteriyor.

İşte bunlardan birinin, 91 yıl öncesinden, 1908 Aralık'ından kalma bir deri tartışmasının belgesel öyküsü:

Tahtta Abdülhamid, sadarette yani başbakanlık koltuğunda da Kámil Paşa vardır. İnşasına yıllar önce başlanan Hicaz Demiryolu'na malî kaynak bulma çabası devam etmekte ve halkın kurban derilerini demiryolu inşaatına bağışlaması için ilánlar verilip çağrılar yapılmaktadır.

Zamanın şeyhülislámı bayramdan önce İçişleri Bakanlığı'na bir yazı gönderir ve kurban derilerinin o sene Hicaz Demiryolu inşaatına değil, ‘‘talebe-i ulûm’’a yani medrese öğrencilerine verilmesi için karar çıkartılmasını ister. Bakanlık teklifi hükümete getirir; hükümet Maliye Bakanlığı ile Hicaz Demiryolu İdaresi'nden yazılı birer görüş alır ve sonra konuyu tartışıp kararını verir: Kurban derilerinin daha önceden olduğu gibi Hicaz Demiryolu'na bağışlanmasını teşvik uygulamasına devam edilecek ama İçişleri Bakanlığı tarafından yapılacak duyurularda kurban sahiplerinin derileri istedikleri yere verme konusunda serbest oldukları da ilán edilecektir. Böylelikle belediyelerle ve taşradaki yerel yönetimlerle beraber medrese öğrencileriyle fakirler de derilerden istifade edebileceklerdir.

‘‘Devletin kurban derilerine müdahalesi eskiden yoktu, yeni çıktı’’ diyenler için, 1908'deki bir hükümet toplantısında görüşülen deri tartışmalarıyla ilgili belgeyi yan tarafta yayınlıyorum. Merak edenler için belgenin Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nde bulunduğu yeri de söyleyeyim: Karar 122-123 numaralı Meclis-i Vükelá mazbatalarının 73. sayfasında yazılı ve arşivde kurban derileriyle ilgili daha birçok bakanlar kurulu toplantısı zaptı var.

Mutlu ve huzurlu bayramlar... İsmi bilinmeyen eski bir şairin ifadesiyle ‘‘Rûzun hemîşe ıyd ola, ıydin saîd ola’’; yani ‘‘Her gününüz bayram olsun ve bayramınız da kutlu olsun’’.

Koskoca Yenicami güpegündüz soyuldu

Antika talanı İstanbul'un en kalabalık semtlerinden birinde bulunan ve her an göz önünde olan bir mekána kadar uzandı: Eminönü'ndeki Yenicami'ye. Caminin tombaktan yapılmış birkaç asırlık mihrap şamdanları sahteleriyle değiştirildi. Soygunun ne zaman yapıldığını kimseler bilmiyor.

Antika talancıları için din, iman, kutsal mekán, vesaire hak getire... Allah ne verdiyse götürmekle meşguller. Bu defa İstanbul'un en kalabalık ve en canlı mekánlarından birine, Eminönü'ne uzandılar, meydandaki koskoca Yenicami'ye girip bir güzel talan ettiler. Caminin asırlar önce tombaktan yapılmış olan mihrap şamdanları çalındı ve yerlerine taklitleri kondu.

Hadise bir başka tarihi mekánın talana uğraması üzerine açılan soruşturma sırasında farkedildi. Yenicami'nin Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait olan Hünkár mahfili seneler önce hangi akla hizmettir bilinmez ‘‘Türk El Sanatları Vakfı’’ isimli bir kuruluşa tahsis edilmişti. Mahfile önceki hafta bir gece birileri girmiş, yüzlerce senelik çinileri götürmeye kalkmış, sökemeyince de parçalamışlardı. Soygun teşebbüsü üzerine mahfilde araştırma yapan uzmanlar sonra camiye de bir göz attılar, mihrap şamdanlarında bir gariplik sezdiler ve asırlık tombak şamdanların sahteleriyle değiştirilmiş olduğu işte böyle, bir başka soygun sayesinde ortaya çıktı.İşin garip ve daha da acı tarafı, boyları iki metreye yaklaşan koskoca şamdanların şehrin bu en kalabalık semtindeki camiden bırakın nasıl gittiğini, ne zaman götürüldüklerini bile kimselerin bilmemesiydi...

İşte, bir kurban bayramı sabahı antika talancılarına kurban olan koskoca bir cami öyküsü sizlere...

ÇİNİLERE NE OLDU?

Yenicami'nin Türk El Sanatları Vakfı'na verilen bölümü tahsisten önce ‘‘teberrükat anbarı’’ yani eski eşya deposuydu ve depoda sandıklar dolusu eski çini vardı. Tarihi camilerin restorasyonu sırasında ortaya çıkan çini ihtiyacı bu depodan karşılanırdı.

Şimdi, Vakıflar Genel Müdürlüğü yetkililerine birkaç küçük sorum var: Bu çiniler Yenicami'nin hünkár mahfilinin -veya hünkár kasrının- Türk El Sanatları Vakfı'na kiralanmasından sonra ne oldular? Bir başka yere nakledildiler mi? Edildilerse nereye? Yok eğer nakil zahmetine katlanılmayıp yerlerinde bırakıldılarsa hálá aynı yerde duruyorlar mı? Lutfen cevap buyrula!

91 yıl öncenin hükümeti de kurban derisini tartışıyordu

İşte, kurban derileriyle ilgili olarak Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nde 122-123 numaralı Meclis-i Vükelá mazbatalarının 73. sayfasında kayıtlı bulunan bakanlar kurulu kararında bugünün Türkçesiyle kıcasa yazılı olanlar:

‘‘KONUNUN ÖZETİ:

Şeyhülislám'dan gelen bir yazıda Hicaz demiryolu harcamalarında kullanılmak üzere toplanan kurban derilerinin bundan böyle medrese öğrencilerine verilmesi istenmektedir. Konuyla ilgili olarak Demiryolu Komisyonu'yla Maliye Bakanlığı'ndan görüş istenmiş ve yazışmalar birleştirilmiştir.

KARAR:

Maliye Bakanlığı'nın yazısında kurban derilerinin her sene Hicaz demiryolu inşaatı masrafları için toplandığı ve konuda padişahın bazı emirlerinin de bulunduğu bildirilmektedir. Ancak derilerin bir başka yere bağışlanmaması hakkında bir karar yoktur. Arzu eden kurban sahipleri kurban derilerini demiryolu inşaatında kullanılmaları için İstanbul'da belediyeye ve taşralarda da yerel yönetimlere bağaşlayabilecek ve yine arzu ettikleri taktirde öğrencilerle fakirlere verebileceklerdir. Bu konuda yanlış uygulamalara ve şikáyetlere meydan bırakılmaması için ayrıca derhal duyurular yapılacak, Maliye Bakanlığı'yla Hicaz Demiryolu İdaresi konudan haberdar edilecektir’’.

Osmanlı tarihi işte böyle yazılır

Büyük tarihçi Prof. Halil İnalcık, daha önce İngilizce yayınlanmış olan bazı makalelerini yeni ve çök önemli bir çalışmasıyla birleştirip yine İngilizce bir kitap haline getirdi.‘‘Essays in Ottoman History’’.

İnalcık bu kitabında ilk defa yayınlanan ‘‘Periods in Ottoman History’’, yani ‘‘Osmanlı Tarihi'nde Dönemler’’ başlıklı makalesinde üzerinde pek durulmamış bir konuyu ele alıyor ve Osmanlı'nın kendi tarihini nasıl tasnif ettiğini yazıyor. Kitapta daha sonra Osman Gazi'nin İznik kuşatmasından Rumlar'ın Osmanlı maliyesindeki rolüne ve devletin karar makenizmalarına kadar uzanan çok geniş bir yelpazede her zaman kaynaklık edecek makaleler geliyor.

Fuad Köprülü'nün, Abdülbaki Gölpınarlı'nın, Ömer Lütfi Barkan'ın, İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın ve geçmişin daha nice büyük áliminin eserlerine burun kıvıran, temeli belgeye, belgeyi okuyabilmeye ve en önemlisi o zamanı hissetmeye dayanan tarih ilmini bu işi beceremediklerinden olacak ‘‘toplumsal’’, ‘‘ekonomik’’, ‘‘feşmekán’’ adı altında parçalara bölüp Amerikan terminolojisiyle ahkám kesmeye uğraşan zamane ‘‘tarihçileri’’nin bu büyük álimin çalışma azminden öğrenmeleri gereken birçok husus var...



X