Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mümtaz Soysal: Paketleme servisi

Mümtaz SOYSAL

Partinin ekonomiden anlayan adamlarından birini belediye başkanlığı seçimiyle oyalayıp safdışı ettikten, bir başka birini sosyal güvenliğin sosyalce çözümünden uzaklaştırıp ormanlara saldıktan, bir üçüncüsüne kendi eliyle tetik çektirterek dilini parçalattırdıktan sonra, şimdi başkalarıyla baş başa verip paket hazırlıyorlarmış. Başbakan'ın son müjdesi bu.

Kimler hazırlıyormuş paketi?

ANAP'ın İsteklerini Karşılamaktan Sorumlu Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan ile ANAP'lı Maliye Bakanı Sümer Oral. MHP'den katılan da, nedense, Hükümet Sözcüsü Tunca Toskay.

Böyle bir paketin içinden ANAP'a yakın İstanbul sermayesinin istekleri dışında bir başka şey çıkabileceğini düşünüyor musunuz?

Zaten Özelleştirmeden Sorumlu Devlet Bakanı ANAP'lı Yüksel Yalova da TÜSİAD'lı işadamlarıyla bir araya gelip satış politikalarının saptanmasında yardımcı olmak üzere ‘‘özel’’ bir Özelleştirme Danışma Kurulu kurma çalışmalarına başlamış.

Koalisyonla yönetilen dünya ülkelerinin hiçbirinde, ‘‘sol’’ etiketini taşıdığı halde ekonominin yönetimini öbür ortaklara devreden bir parti görülmemiştir. DSP, bu bakımdan herhalde ilk misal oluyor. Ecevit, yeni yasama döneminin başından beri ekonominin sorumluluğundan sürekli bir kaçış içinde.

Ama, ekonomiye ilişkin olarak iyimserlik mesajları vermekten de hiç geri kalmıyor. Daha doğrusu, İstanbul çevrelerinin istediği türden bir sosyal güvenlik yasası çıkartmak gerekince çöküntü işaretleri, toplumsal tepkiler ayyuka çıkınca biraz sabır ricalarıyla birlikte ekonominin düze çıkışına ilişkin umut sinyalleri vermekte.

Hasan Cemal, Milliyet'teki köşesinde bütün bunları ‘‘popülizm kolaycılığından kurtulmuş’’ bir Ecevit'in ‘‘devlet adamlığı’’na delil sayıyor.

Popülizm mi kolaydır, yoksa büyük halk yığınlarını bir yana itip egemen çevrelerin suyuna gitmek mi?

Daha doğrusu, ekonominin düzelmesi uğruna klasik klişeyle ‘‘acı reçeteler’’den söz ederken ‘‘Kimin için acı?’’ diye sormak gerekmez mi? Acı ilacı hep halk yığınları, emekçiler, emekliler mi içmelidir? Örneğin, devlete borç vere vere şimdiye kadar zahmetsiz bunca para kazanmış olan bankalar kesimine dönüp neden iç borçların ödeme takvimini yeniden düzenleme sözü hiç söz edilmez? ‘‘Konsolidasyon’’un lafı bile niçin bu kadar korkutucu olmuştur?

Nihayet, uygulaması daha bir yılı doldurmayan vergi yasası niçin ‘‘tu kaka’’ edilmiştir? Cumhurbaşkanı Demirel'in ‘‘Ekonomideki sıkıntıların belkemiğinde Vergi Yasası'ndan kaynaklanan güvensizlik yatıyor’’ demesini onun çizgisine yakıştırmak mümkündür de, Başbakan Ecevit'in de bu koroya katılarak aynı yasayı kuşa çevirmeye yönelik bir paketten söz etmesi hangi çizgiye oturmaktadır? Yoksa, sol etiket, hayli zamandır sağ için çalışan paketleme servislerinin ‘‘alamet-i farika’’sı mı olmuştur?



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI