Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mümtaz Soysal: Diriliş zamanı

Mümtaz SOYSAL

Kimliğini değiştirmiş, ideolojisini yitirmiş, Blair'ciliğe özenip Ricky Martin'liğe soyunmuş ve bütün bu nedenlerle siyaset sahnesinden silinme noktasına gelmiş bir parti için şu günlerden daha elverişli bir dirilme fırsatı olamaz: Meclis'teki partilerden dördü, idari yargıdan başlayarak Türk hukuk sistemini temelinden sarsacak bir Anayasa değişikliğine girişmiştir ve aralarında, hatta başlarında ‘‘demokratik sol’’ etiketli bir parti de vardır.

Yenilendiği söylenen CHP için, bu yenileşmenin gerçekliğini göstermek bakımından bundan daha iyi bir fırsat olur mu?

Ulusal yargının yerini ve ağırlığını savunmak.

Cumhuriyetin bağımsızlığına bu yolla sahip çıkmak.

Gerçek ulusalcılığın ne olduğunu göstermek.

Nihayet, Lausanne'ın yıldönümü günlerinde, uluslararası tahkimin, kapitülasyon demek değil, ondan da kötü bir şey olduğunu halk yığınlarına anlatmak. Kapitülasyon, ecnebilerin kendi içlerinde veya hemen hepsi Levantenlerle gayrimüslimlerin elinde bulunan yerli şirketlerle ecnebiler arasında çıkacak anlaşmazlıkları Osmanlı yargısı dışında tutuyordu. Bugün büyük imtiyaz sözleşmelerinden doğacak anlaşmazlıkların çözümünü Türk idari yargısından alıp yabancı tahkim kurullarına vermek ise, kendi halkının çıkarlarını hukuk çerçevesinde korumaya çalışan bir cumhuriyeti hangi etkiler altında kalacağı şimdiden belli yabancı hakemlerin insafına bırakmak demektir.

Bütün bunlar, kuruluş felsefesine, geçmişine ve cumhuriyetle bütünleşen kimliğine dayanarak, en iyi CHP'nin yerine getirebileceği işlevler.

Oysa, ne görüyoruz?

Anayasa değişiklikleri gündeme geleli haftalar oldu ve sonunda öneri geçen gün üçte bir imzayla Meclis Başkanlığı'na verildi. Cumhuriyetin savunucuları kıyamet koparmazlarsa, bir-iki hafta içinde Meclis'in üçte iki çoğunluğunca kabul edilerek böyle bir karşı-devrim belgesini imzalamak için sabırsızlanan Cumhurbaşkanı'nın önüne gidecek.

Haydi, en başta DSP'liler olmak üzere Meclis içindekilerin basireti bağlandı da yaratılan sahte enerji paniği, konuya ilişkin bilgisizlik ya da lider korkusu yüzünden hepsi böyle bir girişime karşı ses çıkaramaz oldular diyelim. Peki, CHP'nin sessizliğine ne demeli? Böyle bir konuda böyle bir partinin tavır alması için uzun boylu tartışma bile gerekmezken, orada da çıt yok. Genel başkan ve genel sekreter seçildi, organlar oluştu; eşref saati iş işten geçtikten sonra mı gelecek?

Yoksa, orada da mı İkinci Cumhuriyetçi duraksamalar, ‘‘Karşı çıkarsak acaba çağın gerisinde kalmakla mı suçlanırız?’’ korkuları?

Eğer dirilmek ve kendisine yakışan işlevi yeniden üstlenmek istiyorsa, CHP'nin bilmesi gerekiyor ki, Özal'cı sahte ‘‘çağdaşlık’’ batağına saplanmış olan Türkiye için Mustafa Kemal'ci ‘‘devrimcilik’’ten başka kurtuluş yolu yoktur ve ülkenin ufkunu açarken partiye de can verecek olan o radikalizmdir.



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI