MİT’te çalışmayı çok isterdim

Fenerbahçe’de doğup büyüyen, Beşiktaş tutkunu 1.80’lik Çağla Kubat, 24 yaşına nice başarılar sığdıran bir hırs yumağı. Düşünsenize; İTÜ mezunu makine mühendisi, Türkiye’nin uluslararası tescilli güzellik kraliçesi, Türkiye Windsurf Şampiyonu, manken, Kanal D’nin Sabah Haberleri sunucusu...

Dedesi Ferit Kubat, 12 Mart 1971 sonrasının Nihat Erim ve Ferit Melen hükümetlerinin Diyarbakırlı ünlü İçişleri Bakanı... Anne Prof. Dr. Ayşe Sema Kubat, İTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi, baba Murat Kubat ODTÜ mezunu 1.93 boyunda inşaat yüksek mühendisi. Anneanne Melahat Topaloğlu İTÜ mezunu ilk kadın mimar... 3 kuşak İTÜ’lüler, aile boyu yeşil gözlü oldukları gibi. Çağla şimdilerde lens takıyor, sol 3, sağ 2,5 derece miyop. Barbie adlı Golden Retreiver köpeği

en büyük aşkı. Kubatlar’ın Fenerbahçe’de denizin hemen berisindeki daireleri o gün buram buram Hawaii kokuyordu. ‘Aloha’ diyerek karşıladı bizi çağla gözlü Çağla... Dünyaca ünlü bir sörf firmasının reklam filmi için gittiği Maui Adası’ndan henüz dönmüştü. Annesinin kendi elleriyle yaptığı tatlıları, ıspanaklı, peynirli börekleri çayla birlikte yemeye hasret kaldığını söyledi. Tattıktan sonra biz de anladık ki, gülerjyüzlü, güzel profesör mimar annenin yaptığı böreğin tadı bir başka.

Polisiye konulara acayip meraklıyım

MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un kulakları çınlasın...

- Ben kesinlikle detektif olmalıydım, mesela Charlie’nin Melekleri’nden biri. Bu konulara acayip özeniyorum, keşke MİT’in giriş sınavlarına katılsaydım dediğim oldu. Gizli araştırmaları çok seviyorum, öyle bir film olsa büyük bir zevkli oynarım. Üniversite sınavlarında çok başarılı olunca bana Deniz Kuvvetleri’nden kendi adlarına okumam için teklif gelmişti. Beni süs bebeği gibi gösterecek televizyon dizilerinde asla oynamak istemiyorum, en sevmediğim şey. Hayatım boyunca Barbie bebek görünüşünün tam tersi biri olduğumu kanıtlamaya çalıştım. Hep zeki, çalışkan olduğumu kanıtlamak zorunda hissettim kendimi. Çok yaramaz bir çocuktum, bütün günüm sokakta yakartop, voleybol ve saklambaç oynamakla geçti. Annem hep beni ağaçlardan toplardı, çocukluğum boyunca kafamdan, bacağımdan yara hiç eksik olmadı. O yaşta bile herkesten uzun boyluydum, yine de annem balkondan seslenip ‘Kızım kısa kalacaksın, gel sütünü iç’ derdi, rezil olurdum. Lisede teneffüslerde hemen aşağıya ineriz, kızlar oturup konuşur, ben ise erkeklerin basket maçına girerdim.

ARKADAŞLARIMIN ÇOĞU ERKEKTİ

Makine mühendisinden manken olur mu, örneği işte karşımızda...

- Mankenliğe başlayıncaya kadar inanılmaz erkeksiydim, hayatım boyunca etrafımda çoğunlukla erkek arkadaşlarım oldu. İTÜ Makine’de 178 erkeğin arasında 8 kız okuduk, sörf takımında 2 kızız. Spora çok yatkın bir yapım var, estetik olaylara karşı dans dahil olmak üzere çok zayıftım. Bir podyum yürüyüşü öğrenene kadar bayağı zaman harcadım, Neşe Erberk beni çok çalıştırdı. Bir kıyafet nasıl taşınır, podyumda nasıl bakılır, yarışmaya girmeden bunların hepsinin dersini aldım.

Çağla Kubat, annesi Prof. Dr. Ayşe Sema Kubat ve babası inşaat yüksek mühendisi Murat Kubat’la.

Piyanoya annesinin isteğiyle başladığını söyleyen Çağla ‘Hocam Serim Özer bana bir psikolog gibi yaklaşıp piyanoyu çok sevdirdi. Son bir senedir ders alamıyorum, 3 ay çalışsam bir resital verecek hale yeniden dönerim’ dedi.

İdolleri Jülide Ateş ve Defne Samyeli

Makine mühendisliği ile güzellik kraliçeliği arasında nasıl bir bağ olabilir diye düşünüyorsanız...

- Makine mühendisliği okuyordum ama, küçük yaşlardan beri bir güzellik yarışmasına girmeyi hayal ederdim. İlk özenmem, bizim İtalyan Lisesi’nden Özlem Kaymaz’ın girdiği yarışmayı kazanması oldu. O zaman ben orta 3’teydim, Özlem ise lise 4’teydi. Daha sonra Defne Samyeli ve Jülide Ateş’in zekalarını ve güzelliklerini birleştirerek kazandıkları başarılar çok hoşuma gitti, ben de yapabilirim dedim. Fakat önce tahsilimi tamamlamalıydım, çünkü sonuçta insanın hayatta ne olacağı belli değil. Eğer yarışmayı kazanamazsam makine mühendisliği üzerine işletme mastırını yapıp bir şirkette çalışırım dedim. Eğer yarışmayı kazanırsam, idollerim Samyeli ve Ateş’in bugün bulunduğu yerlere gelmek için çabalayacaktım. Yarışmayı mühendis kafasıyla aylar öncesinden planlayıp sanal ortamda en ince ayrıntılarına kadar çalıştım. Sonunda hedeflediğim amaca ulaştım; çağdaş, aydın, kültürlü bir güzel olarak ülkemi Miss Universe’de temsil ettim.

UTANGAÇLIĞIMI SEMİNERLE YENDİM

Çağla gözlü Çağla, güzellik kraliçeliğine giden yolda meğer nerelere uğramış, nerelere...

- Çok utangaç bir insanım, defilede bile en büyük sorunum bu. Karşımda bana bakan onlarca insan görünce korkuyorum, rahatsız oluyorum, o anda içimden kaçmak geliyor. Bunu atabilmem için Neşe Erberk ve bazı işadamları, Prizma ve Rainbow adlı seminerlere katılmamı tavsiye etti. Prizma normalde 500 dolardı, annem konuşup indirim yaptırmış, bizden 200 dolar aldılar. Prizma seminerleri Seyrantepe’de bir konferans salonunda 50 kişiyle yapılıyordu, içeri girdiğinizde içersi buz gibi soğuk. Amaç şikayet etmemeyi öğretmek, şartlara uyum sağlamasını bileceksiniz. Prizma aslında kendine güvenle ilgili bir konferans, 2,5 gün sabah 9’dan akşam 9’a kadar oturuyorsunuz. Bu seminerler bir ara bizde olay oldu ama, aslında hiç de öyle bir yanı yok.

Miss Universe’e gitmeden önce de Prizma’nın ikinci ayağı olan Rainbow’a katıldım. 15 kişilik gruplar içinde çok ünlü işadamları, sanatçılar da vardı. Konferansı İsrailli bir hoca veriyordu, birtakım oyunlar oynuyorsun. Seminerin en başında birini ortaya alıyorlar, herkes onda ilk başta gördüğü negatif özellikleri söylüyor. Normalde bunları saklayıp en sonunda söylersin ya, orada önce söylüyorsun. En sonlara doğru bir oyun var, insanın kendi vücuduyla barışık olması diye. Herkes mayolarını giymiş birbirine bakıyor, iyi, kötü. Onların ortasında duruyorsun, kendini beğeniyor musun, beğenmiyor musun? Önemli olan vücudunun nasıl olduğu değil, senin onu o şekilde beğeniyor olman. Buradaki amaç bir şeyleri tedavi etmek değil, insanları kendisinde var olan bazı şeylerden haberdar etmek.

EN KÖTÜ HUYUM HIRSLI OLMAM

Bu ne hırstır, bu ne azimdir, bu ne koşuşturmadır, bu ne Çağla’dır?..

- Çok kötü bir huyum var, çok hırslıyım, yaptığım işte mutlaka 1. olmalıyım. Sörf yapıyorsam 1. olmalıyım, İtalyan Lisesi’nde okuyorsam birincilikle mezun olmalıyım, bunların hepsi gerçekleşti. İTÜ Makine’ye girebilmek için 5 farklı hocadan özel dersler alarak 3 yıl aralıksız çalıştım. Sınavdan önce annemin mimarlıktan öğrencileri bana teknik resim dersi verdi. Lisede herkes sadece deli gibi test çözüyordu, ben ise hem test çözüyordum, hem de okulu birincilikle bitirmeye çalışıyordum. Bizde kredili sistem olmadığı için bütün dersleri okudum, kompozisyon hariç notlarımın hepsi 10’du. Lisedeyken arkadaşlarım bana ‘inek’ derdi, gerçekten de çok çalışkandım. Matematik ve fizik imtihanında kimseye yardım etmeyeyim diye hocalar beni kürsüye alırdı.
Yazarın Tüm Yazıları