Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Miraç’taki büyük yolcuyu hatırlıyoruz!

BU pazar Miraç Kandili’ni kutlayacağız. Kandilinizi kutlayarak bu haftaki yazımıza başlamak istiyorum.

Miraç göğe yükselme, İsra ise gece yürüyüşü anlamına gelir. Mekke’de iyice daralan, sevdiklerini birbiri ardına kaybeden, Mekkelilerden baskı ve zulüm gören Hz. Peygamber (sav) bir gece Mekke deki Mescid-i Haram’dan alınıp Kudüs’e götürülür. Oradan da göğün üst tabakalarına gizemli, ibretli ve muhteşem bir yolculuğa çıkar. Misafir edilir. Orada olağanüstü şeylerle karşılaşır. İşte Hz. Peygamber’in (sav) gecenin bir bölümünde Mekke’den alınıp Kudüs’e götürülmesine İsra, Kudüs’ten göğün derinlerine yükseltilmesine de Miraç diyoruz.

 

Miraç olayı beden ve ruh bütünlüğü içinde gerçekleşmiştir. Bazılarının zannettiği gibi sadece ruhen olmamıştır. Hz. Peygamber’in (sav) bedeni ve ruhu beraberce göklere yükselmemiş olsaydı, bunun mucizevi ve olağanüstü bir kıymetinin olması mümkün olmazdı.

 

Miraç gecesi Hz. Peygamber (sav) Kudüs’te diğer peygamberlerin ruhaniyetleriyle görüşmüş ve onlara imamlık yaparak namaz kıldırmıştır. Bununla İslam dininin kuşatıcılığını ve bütün peygamberlerle aynı zincirin asil birer halkaları olduğunu ilan etmiş ve İslam’ın beynelmilelliğini perçinlemiştir.

Hz. Peygamber (sav) o gece gök tabakalarında diğer peygamberlerin bir kısmıyla görüşmüş ve onlarla selamlaşmıştır. Bu büyük nimet diğer hiçbir peygambere nasip olmamıştır.

 

O gece cennet ve cehennemden bazı manzaralar Peygamberimize gösterilmiştir. Hz. Peygamber (sav) cehennem ahalisinin acıklı halini görmüş ve müteessir olmuştur. Bu gösterilen manzaralar mahşerden sonraki olayların sembolik birer yansımasıdır. Mekke’ye döndüğünde gördüğü bu manzaraları halka anlatarak, günahlara karşı onları uyarmıştır.

 

Miraç’ın en önemli hediyesi beş vakit namazın farz kılınmasıdır. Peygamberimiz (sav) Mekke’ye döndükten sonra müminleri beş vakit namaz konusunda bilgilendirmiş ve teşvik etmiştir. Âlimlerin çoğuna göre cuma namazı da Miraç gecesinde farz kılınmış ama güvenlik olmadığı için Mekke’de kılınamamıştır. İlk cuma namazı Medine’de ve hem de Peygamberimizin hicretinden önce Hz. Musab bin Umeyr ve arkadaşları tarafından Ranuna denilen bölgede kılınmıştır.

 

Miraç gecesinin sabahında Mekkelilere yaşadığı bu olayı anlatan Hz. Peygamber (sav) ciddi sıkıntılar yaşamıştır. Mekkeliler kendisiyle alay ettiler. Toplanıp kahkahalarla güldüler. “Muhammed çıldırmış” dediler.

Sonra onu zor durumda bırakmak için etrafında toplanıp, hadi bize Mescid-i Aksa’yı tarif et diye sormaya başladılar. Bu Miraç sonrası sevgili Peygamberimizin (sav) en zorlandığı andı. Çünkü O (sav), bu yolculuk esnasında bu tür ayrıntılara bakacak halde değildi. Bu muhteşem kabulün heyecanı içinde Mescid-i Aksa’yı hatırlaması, etrafını incelemesi mümkün değildi. Fakat en sıkıntılı anda Rabbimiz aradan bütün perdeleri aralayarak Mescid-i Aksa’yı peygamberinin önüne sermiş ve görmesini sağlamıştı. Peygamberimiz de (sav) bütün ayrıntıları nokta nokta tarif etmiştir. Demin alay etmek için toplanan Mekkeli müşrikler mahcup bir şekilde Peygamberimizin (sav) etrafından dağılıp gittiler. “Muhammed (sav) doğru söylüyor. Aynen dediği gibidir. Halbuki O (sav) daha önce Kudüs’e hiç gitmemişti” demek zorunda kaldılar.

Miraç sonrasında Peygamberimizin (sav) dostları (sahabeler) ciddi bir sınav yaşamışlardır. Çünkü Peygamberimiz (sav) olağanüstü olaylardan bahsediyor ve bundan ötürü inkârcıların tazyiki altında kalıyor. İşte bu aşamada Hz. Ebubekir (ra) gibi özel insanların direnci çok önemli bir misyon yüklenmiştir. Hz. Ebubekir (ra) Miraç’ı ilk duyduğunda şöyle demiştir: “Vallahi O (sav) bundan daha ötesinide anlatsa tereddütsüz iman ederim.” Zaten bundan ötürü “Sıddık” olabilme şerefine varmıştır.

Miraç gecesinin en önemli hediyelerinden birisi de Yüce Allah’a ve Hz. Muhammed’e (sav) iman eden bir kişinin günahı ne kadar çok olursa olsun ebediyen cehennemde kalmayacağı müjdesidir.

                   

Ramazana yaklaşık bir ay kaldı. Gayret zamanıdır. Kendimizi ramazana hazırlamalıyız. Yüreğimizle hesaplaşmalıyız. Zaman bizi beklemiyor. Güneş yarın olacak, yüz sene sonra da olacak ama belki biz olmayacağız. Çok da uzun olmayan emanet bir hayatla kayıtlıyız. Güzel şeyler yapalım. Faydalı işler yapalım. Yarın baktığımızda utanacak kusurlarımız olmasın. Varsa da dönüş yapmayı, tövbeye sığınmayı düşünelim.

 

NOT: Pazar akşamı Miraç Kandili programımız için 20.20’den itibaren Star TV’de olacağım. O geceki duamıza hep beraber amin diyelim.

  

SORALIM ÖĞRENELİM

 

Ölen kişi yıkanırken suyun soğukluğundan etkilenir mi?

Celal KIRDAN (MARDİN)

Ceset yıkanırken soğukluğu ve sıcaklığı hissetmez. Bununla beraber insanın ölüsü de dirisi gibi saygındır. Bu nedenle yıkanırken özen gösterilmelidir.

Kaza namazım var. Nafile kılabilir miyim?

Abidin SEVİNÇ (İZMİT)

Kazaya kalmış namazların kazasıyla meşgul olmak, nafile namaz kılmaktan daha önemli ve önceliklidir. Ancak vakit namazlarıyla beraber kılınan nafileleri ihmal etmemeye çalışın.

Miraç’ta Peygamberimiz (sav) Allah’la görüştü mü?

İlay TEMİZ (ANTALYA)

Miraçta Hz. Peygamberin (sav) Yüce Allah’ı görüp görmediği âlimler arasında tartışmalı bir konudur. Ama O’nun nurunu gördüğünü biliyoruz. Zatını görmesi hakkında kesin konuşmak zordur.

Haç işareti olan kolye kullanmam doğru mudur?

Hacer İPEK (İZMİR)

Haç ile artı işaretini birbirinden ayırmak gerekir. Ancak bir Müslüman’ın başka dinlerin sembolü olan bir işareti kolye olarak kullanması doğru değildir. Bize ve kültürümüze ait o kadar semboller var ki onlardan birini kolye olarak kullanabilirsiniz.

X