Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mazurka ve yaratıcı

Eğer bir gün Masurca Fogo'yu seyretmek bahtiyarlığına ulaşabilirsem, Bausch'un dahiliği karşısında yine şaşıracağım. Ellerim şişene kadar alkışlayarak defalarca bise çağıracağım ve mucizevi koreografın iletişim duyarlılığı karşısında yine hayran kalacağım. Sonra Bausch'un neden hâlâ bu hazin ve durağan kentte ısrarlı davrandığı hakkında düşüneceğim.ÇOK dolanmışlığım var oraları iyi bilirim, Solingen, Wuppertal, Dortmund, Essen, Duisburg, Ruhr Havzası boyunca uzanan ve sanayi Almanya'sının kalbini oluşturan bu şehirler daima kurşuni gökyüzüne daima kurşuni duman saçarlar.Buralarda hayat fabrikaların erken vardiyasında başlar ve televizyonların yine erken dizilerinde biter. Her ikisinde de tramvay rayları ıslak olur.Proleter taşranın cumartesi sıkıcılığı ise istasyon büfesinde yenilen hardallı sosis ve ruhsuz meyhanelerde içilen sarhoş birayla insanı kahreder.Hele Wuppertal... Vadi nihayetindeki kentte hiç bir özelliğe rastlanmaz. Ama tek bir şey benim çok hoşuma gider. Pek eski olmasına rağmen Avrupa'nın yegane hava metrosu buradadır. Vagonlar yukarıya asılı olarak seyreder.Dolayısıyla, biraz demode bir bilim - kurgu dekoru ortaya çıkar. Fritz Lang'ın ‘Metropolis’ filmini düşünmemek imkansızdır. Oysa, Wuppertal'ı ve havai metroyu en iyi kullanmış sinemacı Wim Wenders'tir. ‘Şehirlerin Alis’i' onun ilk başyapıtıdır. Alis soğuk ışıklarda dolanır.Fakat yine de Cermen kentinin dişe dokunur gerçek bir cazibesi yoktur.* * *YOK, yok haksızlık ediyorum, vardır! Hem de muazzam bir cazibesi vardır!Çünkü Wuppertal'de ‘Tanztheater’ vardır ve modern avangard dansın en büyük ilahesi Pina Bausch emsalsiz sanatını buradan üretir.Sağda çılgın Berlin, yukarıda tacir Hamburg, solda zengin Düsseldorf, aşağıda ehlikeyf Münih ve elini sallasa ellisi kendisini kapmaya hazır Avrupa'nın bütün kalantor başkentleri, Bausch bunlara yüz vermez. Daima siyah giyimli, daima soluk yüzlü ve daima çekik saçlı mukaddes kadın en çağdaş koreografileri bu proleter, bu taşralı, bu hüzünlü şehirde yaratır. Dolayısıyla ben Wuppertal'i bilirim, çünkü binbir dalavera çevirerek eğer mucizevi bir bilet rezervasyonuna ulaşabilmişsem, iki elim kanda olsa ‘Tanztheater’de Pina Bausch'un son eserini seyretmeye giderim.Sahnede kayak yapan ‘Fensterputzer’ dansörü ritmine kendimi bıraktığımda da kurşuni gökyüzünü, ruhsuz meyhaneyi, sıkıcı cumartesiyi affederim. Wuppertal denildiğinde ne kahredici kenti, ne havai metroyu düşünürüm. Lorelei büyüsüne dayanamayan Ren Nehri balıkçısı gibi, ben de aynı Ren'e kavuşan Ruhr Irmağı kıyısından Bausch'un efsunlamasına uçarım.* * *GÖRMEK nereden kısmet olacak gazetede okudum, Pina Bausch bu yıl Lizbon'da gerçekleşen dünya sergisi nedeniyle ve Portekizlilerin engine olan tutkusundan yola çıkarak deniz ve su temasını işleyen yeni bir koreografi sahneye koymuş.Dekorda kumsal ve kayayı; müzikte de Amalia Rodrigues'in nostaljiya fadolarından Yeşil Burun Adaları'nın Afrika ritmlerine kadar yine engini çağrıştıran tınılar kullanmış.Esere de ‘ateş mazurkası’ anlamına gelen ‘Masurca Fogo’ adını vermiş.İlkin çok şaşırdım. Malum ‘mazurka’ folklorik bir Polonya dansıdır ve Leh milletinin de aslında denizle hemen hiç ilgisi yoktur.Mazurka deyince benim aklıma Arthur Rubinstein'in piyanoda icra ettiği ve büyük Frederik Chopin'in bestelediği opus 6 ve 7'ler gelir.Mazurka bende Lizbon'u, Portekiz'i, suyu veya kumsalı asla çağrıştırmaz. Olsa olsa Silezya ovalarını ve Tatra dağlarını çağrıştırır.* * *AMA ben kim, Wuppertal'in büyücüsü kim... Muhayyile ne haddime...Elimle koymuş gibi biliyorum ki eğer bir gün ‘Masurca Fogo’yu seyretmek bahtiyarlığına ulaşabilirsem, Bausch'un dahiliği karşısında yine şaşıracağım.Ellerim şişene kadar alkışlayarak defalarca bise çağıracağım ve mucizevi koreografın iletişim duyarlılığı karşısında yine hayran kalacağım.Sonra, havai metroya binerek Fritz Lang'ın bilim - kurgu fimlerinde ve Wim Wenders'in Alis ışıklarında dolanırken, Pina Bausch'un neden hala bu hazin ve durağan kentte ısrarlı davrandığı hakkında düşüneceğim.Hiç olmazsa niçin hemen bitişikteki cevval ve civelek Düsseldorf'un yolunu tutmadığını sorgulayacağım.Ve daha sonra, istasyonda hardallı sosis yiyip meyhanede sarhoş bira içerek erken vardiya işçilerine baktığımda nedenini keşfedeceğim.Yaratıcılar, hantal ve hüzünlü taşra şehirlerini bile avangard dans ettirmek kararlılığını sürdürdükleri ölçüde yaratıcı olurlar...Dolayısıyla, yaratıcılar, Polonyalı bir kıta mazurkasından Portekizli bir deniz enginine yelken açabilmek yeteneğiyle donanırlar.
X