Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mahmur’daki 11 bin vatandaşımız

UZMANINA sordum. Son günlerde Kürt açılımı çerçevesinde gündeme gelen Mahmur kampı, üçlü mekanizma denen, yâni Türkiye, Irak ve ABD’nin ortak çabasıyla kapatılabilir mi?

Hayır. Mülteci kamplarının kapatılmasının da koşulları var.

Kuzey Irak’ta, Musul yakınlarındaki Mahmur kampında yaşayan 11 bin küsur kişinin PKK etkisinde olduğu bir gerçek. Zaten kampın kapatılması konusu açılınca bile, bunun mümkün olmayacağına dair ilk itiraz PKK çevrelerinden geliyor.

Orada yaşayanların bir düzen kurduğu ve geri dönmelerinin çok zor olacağı söyleniyor. Biliyorum. Ama işte mesele de burada. On küsur yıl önce yerlerini yurtlarını terk edip yollara düşenleri anavatanlarının artık yaşanabilir bir yer olduğuna inandırmakta.

Onları ikna etmeden gerçekleşecek hangi açılım kalıcı barışın garantisi olabilir, düşünemiyorum.

Birleşmiş Milletler, Mahmur kampındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürtleri mülteci olarak kabul ediyor.

Kampın kuruluşu Türkiye, Irak ve BM arasında üçlü bir anlaşmaya dayanıyor. Kapatılması da bu yüzden yine anlaşma ile mümkün.

Bunun ne anlama geldiğini Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği yetkililerine sordum.

Birleşmiş Milletler, mülteci kamplarında düzenleyici konumunda. Geri dönüşlerdeki ilkelerin yerine getirilip getirilmediğini izlemek de sorumlulukları arasında. Kampların kapatılması için BM’nin de katılacağı bir geri dönüş anlaşması gerekiyor.

Esas mesele gönüllülük. Yani geri dönüş isteğe bağlı bir olay. Atruş kampının kapatılması sırasında kamptaki bir grup,gönüllü olarak Türkiye’ye geri dönmüştü. Bir grup Kuzey Irak’tan vatandaşlık talep etmiş ve oraya yerleşmiş, diğeri de “Biz bir arada olmak istiyoruz” demiş ve Mahmur Kampı onlar için açılmıştı.

¡¡¡  

IRAK, ABD ve Türkiye ile Ankara’da yapılan üçlü mekanizma görüşmelerinde Mahmur kampının gündeme geldiği haberleri duyuluyor.

Ama BM yetkilileri, hükümete “Biz yardıma hazırız” dediklerinde Ankara’nın ne yanıt verdiğini biliyor musunuz?

“Mahmur bizim önceliğimiz değil.”

Galiba doğru, hükümetin önceliği değil. Çünkü eğer öncelikli bir konu olsaydı, aralarında gençlerin, kadın ve çocukların da bulunduğu 11 bin kişinin geri dönüş koşulları üzerinde çalışmalar başladığını duyardık. Madem bu geri dönüş gönüllülük temelinde oluyor o zaman bu insanların ikna edilmeleri gerekiyor.

Mesela döndüklerinde hukuki sorunlarla karşılaşacaklar mı? Karşılaşacaklarsa neden dönsünler? Askerlik meseleleri var mı? Bu sorun nasıl çözülecek? Sınırda askere alınacaklarsa yine kolay bir karar olmaz geri dönüş. Köylerine dönebilecekler mi? Yıllardır terk ettikleri arazileri ne oldu? Tarlaları kullanılıyor mu? Aralarında Iraklılarla evlenmiş, aile kurmuş olanlar var, yabancı eşlere vatandaşlık verilecek mi?

Bunlar ilk aklıma gelenler. 

Bütün bu sorunlara çözüm gerekiyor ama yeterli değil. Geri dönüşün sağlanması için insanları ikna edecek bir mekanizma da şart. BM’nin denetimindeki geri dönüş anlaşmaları burada devreye giriyor.

¡¡¡  

KÜRT açılımı, geri dönüşü kapsamlı biçimde düşünmeden mümkün mü? Üstelik sadece Mahmur değil. Avrupa’da 160 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, mülteci statüsünde yaşıyor.

Binlerce vatandaşına dönüş kapılarını açamayacaksa, hükümetin Kürt açılımı nereden başlayacak?

X