Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Libya’da kuru kabadayılığın anlamı yok

ABD Başkanı Obama, “Kaddafi gitmelidir” dedi.

Almanya’nın Başbakanı Merkel de aynı şeyi söyledi. Fransa Devlet Başkanı Sarkozy de.
Yakın dostlarından olan İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi de “Kaddafi meşruiyetini kaybetmiştir” dedi.
Mısır’da Hüsnü Mübarek’i koltuğunu terk etmeye çağıran ilk ses Türkiye’dendi.
Mübarek’e “cesaretli bir adım at” önerisin yapan Başbakan Erdoğan Libya’da, “Modern dünyayı insanlık şıkkını işaretlemeye çağırıyorum” sözleriyle Kaddafi’ye yaptırımlara karşı çıktı.
   
LİBYA’daki ölü sayısı bilinmiyor.
Kimine göre iki bin, kimine göre on bin. Sayıların önemi yok, tek kişi bile hak arama mücadelesinde öldürülmüş olsa, o yönetimin üzerine gölge düşer.
Kaddafi’nin tartışılacak bir yanı zaten yok. Kendisini her şeye kadir, halkı ise bir hiç olarak gören yirminci yüzyıl diktatörü o. 
Başbakan Tayyip Edoğan, cumartesi günü İstanbul Boğazı Karayolu tüp geçiş projesinin temel atma töreninde yaptığı konuşmada hiç beklemediğim bir çıkış yaptı. Yaptırımlara sert bir üslupla karşı çıktı.
“Biz birileri gibi Libya’ya baktığında petrol rezervleri görenlerden olmadık” dedi?  “Her olayda yaptırıma gidelim dediğiniz zaman dünya barışını sağlayamazsınız” yorumun getirdi?
Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin oy birliği ile Kaddafi’ye karşı aldığı yaptırım kararlarını dünya barışına zararlı mı buluyor?
Ama yaptırım kararını isteyenlerin başında Libya’nın BM’deki temsilciliği geliyordu. “Lütfen yardım edin diyen yalvarışlarını dünya izledi.
Bu talepte, ya da Kaddafi’nin Batı’daki ülke dışındaki varlıklarının dondurulmasında, o ve çevresindekilerin ülkeden kaçmalarının engellenmesinde, işledikleri suçların hesabını vermek üzere uluslararası Ceza Mahkemesi’ne çıkartılmalarında nasıl bir “petrol hesabı” olabilir?
    
TÜRKİYE binlerce vatandaşını Libya’dan sağ salim çıkartmak için büyük ve başarılı bir tahliye operasyonu gerçekleştiriyor.
Bu durumun ne kadar kritik olduğu ortada. Türkiye Hükümeti’nin de bu gerçeği dikkate alarak davranmasında anlaşılmayacak bir şey yok.
Başbakan, “Libya’da kuru kabadayılığın anlamı yok” derken herhalde bunu kast ediyor.
Ama bir şeyin yanında görünmemek mutlaka ona karşı olmayı gerektirir mi?
En yakınındaki önemli isimlerin bile onu terk ettiği bir noktada, Kaddafi’yi yaptırımlardan koruma gayreti neden?
Libya halkının esas meselesi bugün “yaptırımlar” değil. Aksine Kaddafi Yönetimi’nden kurtulmak için uluslararası toplumun daha etkili desteğini bekliyor Libyalı.
Muhalefet, yaptırımları yeterli bulmadığını açıkladı, “Trablus’a destek verebilmemiz için Libya üzerinde Kaddafi’ye uçuş yasağı da bekliyorduk” diye açıkça dile getirdiler.
Yoksa onlar da sadece petrol hesabı peşindeler mi? Öyle olsa bile bu onların en tabii hakkı değil mi? 40 yıldan beri ülkesini şahsi malı gibi idare eden, ülke zenginliklerini daha fazla komisyon verene peşkeş çeken, rüşvet alan ve rüşvet dağıtan bir yönetime karşı, halkın ülke kaynaklarına el koyma talebi meşru değil mi?
Mısır’da, Mübarek’e git diyen ilk kişi olan Başbakan Erdoğan’ın Libya’ya yaptırımlar tartışıldığında, Kaddafi’yi durdurmak isteyenleri “çifte standartla” suçlamasını anlamak mümkün değil.
Eğer bu şahsi bir tutum ise kimseyi ilgilendirmez ama eğer bu, Türkiye’nin Kaddafi ile ilgili pozisyonu ise o zaman durum farklı.
Kuru kabadaylığa yer yok ama halkını öldürtmek için Afrika’dan adam kiralayan ve hiçbir meşruiyeti kalmamış olan bir diktatöre karşı Türkiye’nin bu kadar nazik davranması şart mı?
X