Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

"Kızını zenciye verir misin?"

Konuştuğum zencilerin yarısı umutlu, yarısı karamsar “Wall Street’i İşgal” hareketini tartışırken. “Yakın tarihe göz at, anlarsın” diyor bir hastanenin temizlik işçisi. Zenciler derileri içinde hapsedilmiş yaratıklar, bir kısım beyaz Amerikalının gözünde. Asırlarca beyazların çiftliklerinde karın tokluğuna kölelik yaptılar, şimdilerde özgürlük havasını ciğerlerine çekebiliyorlar. Ama aile büyüklerinden dinledikleri trajik hikayeler hala belleklerinde canlı. Tarlada pamuk toplarken asgari ücretin altında çalıştıklarını, ısının 40 dereceye çıktığını da biliyorlar.

 

Siyah derililer bugün dahi ırk eşitliğine alışmış değiller. Beyazlarla konuşurken kendi aralarındaki rahatlığa sahip değiller. Beyaz Amerikalının tercihi çoğu seferinde beyaz. Ülkede işsizlik oranı yüzde 9.5, zencilerin yaşadığı bölgelerde yüzde 25. Beyaz patronun işçi tercihi çoğunlukta beyaz.Zenci-beyaz farkını New York’a ilk ayak bastığımda garip bir tecrübeyle öğrendim.

 

Columbia Üniversitesi yakınında oturan bir öğretim üyesiyle akşam buluşmaya giderken kuzey rotalı trene bindim. On istasyon sonra indiğimde daha önce geldiğim yer aşina görünmedi. Çevrede ağaç da yoktu insan da. Bir sokak ötede elektrik direği dibinde konuşan 3-4 kişiye yaklaştım, gideceğim adresi söyledim. Zenciydi bunlar, beni tepeden tırnağa süzdüklerini hissettim: “Yanlış adrese gelmişsin, karşıdaki parkın batısında gideceğin yer.” Mesafe uzun mu parkın içinden? Yüzünde yarı alaycı tebessüm beliriyor, yürümekten vazgeçmemi istiyor. “Tekrar trene bin, geldiğin yerde in, Columbia kampusuna yakın istasyonda in.”

 

Sağıma soluma bakıp taksi arıyorum. Ara ki bulasın, tek araba geçmiyor. Metroya yönelirken anide köşeden bir sarı taksi çıkıyor. Cadde ortasına atlayıp el, kol sallıyorum, yanımdan hızlanarak geçiyor, müşterisi de yok ama durmuyor. El, kol sallıyorum, yavaşlayıp geri geliyor. Bir çırpıda arabaya atlayıp adresi veriyorum. Yaşlı, beyaz şoför “Ne arıyorsun burada?” diye dostça çıkışıyor. Ardından ekliyor: “Harlem burası, şansın varmış çullanıp soymadılar seni. Siyahi olduğunu sandığım için durmadan geçtim. Beyaz sürücüler Harlem’den gündüz dahi geçerken kapıları kitlerler.” Beyaz şoförün bir dizi tavsiyesini hala unutmuş değilim.

 

Eğitim eksikliği, yoksulluk nedenleriyle dışlanan zenciler New York’ta işlenen ağır suçlardan önemli oranda mesul. Zenci mahallesi Harlem’de bir olay çıktığında ordu kalabalığında polis bastırmaya geliyor. Zenci polisler ırkdaşlarının gözyaşına bakmadan şarjör boşaltıyorlar. 1999’da Gine’li göçmen Amadou Diallo’nun arka cebindeki şişkinliği ‘tabanca’ sanan dört polis evinin kapısında Diallo’ya (23 yaş.) 41 kurşun sıkarak öldürdüler. 2’si zenci polisler suçsuz bulundu. Ailesi her kurşun başına bir milyon dolar tazminat davası açtı. 2004 Mart’ında 3 milyon dolar tazminatla dava kapandı.

 

2006 Kasım’ında bekarlığa veda partisi çıkışında Sean Bell’i şüpheli gören üç sivil polis teslim emrine karşılık vermeyen zenci gencin üstüne 50 kurşun sıktılar. Silah taşımayan genç nikah gününde hayatını kaybetti. Bu kez de silah taşımayan Bell’i öldüren 3 sivil polis beraat etti. Yılda 2 bini aşkın Amerikalının sivil polisler tarafından öldürüldüğü bildiriliyor.

 

Beyazlar siyah derilileri değersiz mi görüyor? Kesinlikle hayır. Devlet ve hükümet kurumlarında yüzlerce zenci var. Spor, sinema, müzik, eğlence aleminde Muhammed Ali, Michael Jordan, Michael Jackson, Dizzy Gillespie, Louis Armstrong, Ella Fitzgerald, Count Basie, Charlie Parker, Nat King Cole, Duke Ellington, Billie Holiday gibi yerleri doldurulamayan sanatçı sayısı küçümsenecek gibi değil. Gene de unutulması güç bir soru akla geliyor. Liberal Amerikalıya “Kızını zenciye verir misin?” diye sorsan alacağın cevabı biliyor musun?

 

 

X