Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kemal Kılıçdaroğlu’nu doğru okumak (I)

ÖNCE bir saptama yapalım. Deniz Baykal’ın CHP Genel Başkanlığı’nı bırakmak zorunda kalacağını ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçeceğini çok değil sadece mayıs başında yazmış, çizmiş bir kişi bile yok.

Öte yanda kabul edelim ki, son bir haftadır CHP’de ama daha da ötesi tüm Türkiye’de kimsenin öngörmediği fırtınalar esiyor. Ancak, içimdeki ses diyor ki, sadece bir hafta öncesine (17 Mayıs) dek Kemal Kılıçdaroğlu’nun da bu konuda bir öngörüsü yoktu.

Peki bu muazzam devinim muazzam bir komplo mu?

Ne zaman ki iktidarperver yalakalar işi anında, hiçbir somut bilgiye dayanmadan Ergenekon’a bağladılar, ben içimdeki komplo şeytanından sıyrıldım ve “iş”in zannettiğimden de büyük olduğunu o an kavradım. Zira, iaşelerini iktidardan temin eden zevat gelişmelerden fevkalade ürkmüştü, göbekten bağımlılık insanın düşünce yetisini kör ettiği için onlar da, tıpkı zamanında babalarına yapıldığı gibi, bir öcü imal etmekte gecikmemişlerdi. Beni yalakalar hep tersine düşündürür!
Çetin Altan’ın kendisine de izafe edilen komünizm hurafelerinden ne kadar çektiğini biraz tarih bilen bilir. Şimdi oğlu ve benzer iktidarperverlerin adı değişik ama mantığı aynı bir hurafe ile Kemal Kılıçdaroğu’nun ani çıkışını izah etmeye çalışmaları, ona hayâsızca sataşmaları sadece ve sadece hazin bir tarih tekrarıdır.
Ben bu hafta, üç yazı ile analiz yapmaya çalışacağım.

* * *

İlk algılamam odur ki, Kemal Kılıçdaroğlu’nu kaset değil, bizzat AKP’nin kendisi yarattı. Kaset sadece bir fırsat sağladı, yol açtı. Zannım -bilgim değil- diyor ki, bir intikam kasedi istemeden bir dönemi kapattı, yeni bir dönemi açıyor.

Bunu en iyi şekilde ilk kez Önder Sav gördü ya da birileri ona gösterdi!

Ben geçen hafta sanki 2002 öncesi seyrettiğim bir filmi yeniden seyrettim.

Yolsuzluğa batmış bir iktidar, yoksulluğa duçar kitleler!

Bir kişi çıkıyor ve “Hem yolsuzluğa, hem yoksulluğa son vereceğiz” diyor.

Etkin gazeteler ve gazeteciler “Bu Kasımpaşalı’dan hiç birşey olmaz!” diyerek yeri göğü inletiyorlar. Kasımpaşalı’nın cahil ve görmemiş olduğunu haykırıyorlar. “Müslüman adam çalmaz!” sözünün peşine düşen kitleler ise Kasımpaşalı’ya yönelince bu kez yalakalar “uluslararası komplonun” harekete geçtiğini ilan ediyorlar.

Sekiz yıl sonra aynı Kasımpaşalı, tıpkı sekiz yıl evvel başkalarına olduğu gibi gemiciklere, Çamlıca’da köşklere gark olunca, yakınları ihalelere, deniz fenerlerine, yandaş gazetecileri ulufelere kavuşunca yine birisi “Hem yolsuzluğa, hem yoksulluğa son vereceğiz” diyor ve herkes dönüp ona bakıyor.

Tıpkı, 8 yıl evvel Kasımpaşalı’ya saldıran yalakalar gibi, yeni yalakalar bu kez Tuncelili’ye saldırıyorlar, onu aşağılıyorlar!

Dünya var olduğundan beri etki tepkiyi, tepki de etkiyi doğuruyor!

Tek bir fark var: Kasımpaşalı eski geleneği (milli görüş) yeni söylemle haykırırken, Tunceli’li eski geleneği (devlet bekçiliği) yere çalıyor, kitleyle kucaklaşacağını iddia ediyor.

İşte şaşırtan bu!

Yoksa, paylaşım savaşını bitirmemiş ülkelerde hep aynı slogan iktidar değiştiriyor!

Yoksulluk ve yolsuzluk!
 
(Devam edeceğim...)

X