Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Katar katar Ankara turları

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Afyon’da 25 şehidin verildiği patlama ile ilgili “Yüzde 99 sabotaj” demesini eleştirmeye hakkımız var.

Tabii ki bir ana muhalefet liderinin ülkedeki her konuyla ilgili soru sorma hakkı çok saygın, ancak “Yüzde 99” denmişse, “Belgen nedir” sorusu da haklı olur.

Her ne kadar Kılıçdaroğlu, o sözleri yazılmamak kaydı ile söylediğini ifade etmiş olsa da CHP’nin dünkü açıklaması ‘ders alındığına’ bir işaret gibi.

Çünkü, dün CHP adına sözcü Haluk Koç, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a kadar uzayan yargı süreci ve soruşturmasıyla ilgili önemli açıklamalar yaptı.

Dikkat edilirse Koç, soru sormakla yetindi, hükümeti açıklamaya zorladı.

Oysa bildiğim CHP’nin elinde bazı belgeler var, ama ‘sabotaj’ tartışması ardından yoğurdu üfleyerek yemeyi tercih etti.

NEREDEYSE ANKARALI OLACAKLAR

Şimdi işin bu tarafını bir kenara yazarak öbür tarafa geçelim ve sadece ülkenin ana sorunu haline gelmiş olan Suriye politikası üzerinden gidelim.

Kılıçdaroğlu’nun, Suriye ile ilgili soruları haksız bulunabilir mi?

Sadece düşen/düşürülen uçak sorunu değil ki, Suriye ile yaşananlar için kamuoyuna aydınlatıcı bilgiler verilmiyor ve bu anlayış ısrarla sürdürülüyor.

Örneğin, merak ediyorum Milli Savunma Bakanı da olan Katar Genelkurmay Başkanı, bu yıl içinde Ankara’ya kaç kez geldi, kimlerle görüştü?

Resmi olarak baktığımızda, bir kez ataşelik açılışı için gelmiş, hepsi bu mu?

Bu gelişlerin sayısı 5’e ulaşmış olabilir mi?

Peki ya müsteşarı kaç kez geldi, ne kadar süreli kaldı, Ankaralı(!) mı oldu?

Hani 2 ay dahi kaldığı dönemler oldu desem, abartır mıyım?

Aynı merakı Suudi Arabistanlı eş görevliler için de gösterebiliriz.

Tabii ki bu kişilerin defalarca Ankara’ya gelmesi, böylesine önemli bölgesel sorunlar yaşandığı dönemlerde normaldir, ama ya şeffaflık? 

SINIRDA FARKLI ÖNLEMLER 

Doğrusu sadece şeffaflık değil ki, izlenen politika da kamuoyunun kafasını karıştırmayı sürdürüyor, böyle olunca da içeride huzursuzluk ihtimali artıyor.

Allah’tan halkta müthiş bir sağduyu egemen, ama Hatay’da ortaya çıkan olumsuzluklar canları sıkmaya devam edebilir.

Devletin orada çok hassas bir politika izlemesi, vatandaşlarını koruması şart.

Dikkat derim, “Suriyeli bir sığınmacı ile Hataylı bir vatandaş karşı karşıya geldiğinde devlet sığınmacıdan yana tavır alır” algısı doğmamalı.   

Aynı şekilde eğer Yayladağ tarafındaki sınır bölgesinde geçişlere karşı her türlü önlem alınıyor, kuş uçurtulmuyorsa, Hatay’ın diğer sınır bölgelerinde de aynı önlemler alınmalı, kontrol dışı tek bir geçişe izin verilmemeli.

Yoksa, “Aynı sınırda farklı önlemler neye göre alınıyor” sorusu sorulabilir.

Son bir nokta da Başbakan Erdoğan’ın, Rusya’nın, “Seçim yapılır, Esat kaybederse gider” önerisine baştan koyduğu olumsuz tutum.

Başbakan, yaşananları içsavaş gibi niteleyerek, orada sağlıklı bir seçimin yapılamayacağını söyledi, bu açıdan haksız değil.

Ancak seçime, halkın kararına çok inanan Başbakan, sağlıklı bir seçim için uluslararası tüm mekanizmaları harekete geçirmek, en azından muhaliflerin süreli ateşkesini sağlamak sözü vererek yola devam edemez miydi?

Bunu da gündeme getiriyorum, çünkü bakın 23 Ağustos’ta ne yazmışım?

Son buluşmalarında Esad’ın, tüm heyetin önünde Başbakan Erdoğan’a, ‘Buradan aday olsanız kazanırsınız’ demiş olmasının, Erdoğan’ın, ‘Demokratik bir seçim yapsanız halk sana oy verir, seni seviyorlar’ yanıtını sorgulamanın anlamının kalmadığını bir kenara yazmalı.”

X