Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Karayı yıkasan da ak olmaz!

BÜYÜME rakamları sevindirici.

2007’nin ilk çeyreğinde büyüme hızı sürpriz yapmış ve yüzde 6.7 büyümüşüz.

Milli gelirimiz de 410 milyon dolara yükselmiş.

Beklenenden yüksek olan büyümenin motoru yüzde 14 artan ihracat. İhracata dayalı büyüme elbette ki çok iyi. İnsana moral veriyor. Ancak milli gelirdeki artış, halkın eline geçti mi? İşin püf noktası burada. Birileri faydalandı ama özellikle alt gelir grupları, milli gelirdeki artıştan hiç mi hiç yararlanamadı.

Borçlu ölmez, benzi sararır...

Vatandaşa yansımayan büyümeye ve dağ gibi artan borçlara bakınca "Türkiye nereye gidiyor?" diye sormadan edemiyoruz. Bazı siyasiler bu soruya espriyle cevap veriyor:

"Türkiye’nin bir yere gittiği yok, yerinde duruyor!"

İleriye gitmek varken, yerinde durmak da iyi bir şey değil tabii.

Devletin açıkladığı rakamlara bakıp "Türkiye zenginleşiyor" diyorlar.

Oysa, iç ve dış borçlarımız 300 milyar dolar civarında. Ödemeler dengesi açık veriyor. Cari açık büyüyor. Bu ne demek? Döviz gelirlerimiz, döviz giderlerimizden az demek. Yani, ayağımızı yorganımıza göre uzatmıyor, kazandığımızdan çok harcıyoruz!

* * *

"Milli gelirimiz 410 milyon dolara çıktı, kişi başına milli gelirimiz 5561 dolara yükseldi, zenginleşiyoruz!" diyorlar. Elbette ki çok iyi ama...

Zenginleşen Türkiye’de 20 milyon yoksul yaşıyor.

Zenginleşen Türkiye’de işsizlik almış başını gidiyor!

Zenginleşen Türkiye’de devlet, borcu borçla ödeyerek durumu idare ediyor.

Zenginleşen Türkiye’de, 6-17 yaşları arasındaki 16 milyon çocuktan 7 milyonu ağır-hafif çeşitli işlerde karın tokluğuna çalışırken, 7 milyon çocuk da yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Nasıl bir zenginliktir bu?

* * *

Biz bunları kafadan atmıyoruz. TÜİK’in, yani Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine dayanarak yazıyoruz. Aylık tüketim harcamasına göre, kentsel kesimde çocukların yüzde 22.4’ü, kırsal kesimde ise yüzde 28.8’i yoksulluk çizgisi altında. Yani açlık sınırında.

UNICEF Innocenti Raporu’na göre, son 10 yılda çocuk yoksulluğu açısından incelenen 24 ülkeden 17’sinde çocuk yoksulluğunun arttığı ortaya çıktı. Bu ülkelerden biri de Türkiye!

İyi ki zenginleşiyoruz!

Ücretler yerinde sayıyor, işsizlik büyüyor, rengimiz sapsarı, ama iyiyiz ha!

* * *

Fırsat rüzgára benzer. Marifet onu geçerken yakalamaktır!

Türkiye de bir fırsat elde etti. Tek başına güçlü bir iktidar fırsatı. Peki bunu değerlendirebildi mi? Hayır!

Türkiye’nin mutluluğa ulaşması, türban ve imam hatip kavgalarına kurban edildi. Ülkenin başka sorunu yokmuş gibi dört buçuk yıl hep bu konular gündeme getirildi, toplum gerildi, çok değerli zaman bozuk para gibi harcandı gitti.

Seçime iki buçuk hafta kala refah nutukları, zenginlik palavraları arttı. Yaşasın! Bu hep böyle oluyor ama bilmem halkımız içi boş, süslü cümlelere yine kanacak mı?

"Kör bile aynı çukura iki defa düşmez" denir. Bakalım biz kaçıncı defa düşeceğiz?

Çizilen pembe tabloları, zenginlik masallarını bir yana bırakıp gerçeğin ipine sarılmazsak, daha çook sıkıntılar çekeceğiz demektir!

Yoksulluk da bir ödüldür ama tembelliğin ve aptallığın ödülü.

Başka ülkemiz yok. Her zaman bu topraklarda yaşayacağız.

Ne doğusu, ne batısı, kendi evimiz en iyisi. Akıllı olalım. Karayı yıkasak da ak olmaz!
X