Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kafamız yine karışık...

LÜBNANLILARA bin küsur cana ve en az 7 milyar dolar maddi zarara patlayan İsrail saldırısı, döndü dolaştı Türkiye’yi de konunun içine çekti.<br><br>Gerçi taraf filan değiliz. Dileriz hiçbir zaman taraf olmayız. Ama Başbakan Tayyip Erdoğan’ın pek heveskár tavırlarından ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün yüzünde çiçek açarak verdiği demeçlerden anlıyoruz ki:

Türkiye, İsrail-Hizbullah savaşının cereyan ettiği bölgede görev yapacak Birleşmiş Milletler (BM) kuvvetine 800 ila 1200 kişilik kuvvetle katılacak.

Asıl diyeceğimize gelmeden TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın da bu konuda verdiği demeç üzerinde bir dakika duralım:

Arınç’ın, "Bu konu (yurtdışına asker gönderme) hükümetin görevidir. Eğer BM bu konuda tüm üyeleri bağlayıcı bir karar alırsa, Meclis’e gelmeden hükümet izniyle yapılması mümkün. BM açık bir karar almazsa, hükümet Meclis’ten izin istemek durumundadır" dediği dünkü gazetelerde bildiriliyordu.

Biz 1961 Anayasası’nın konuyla ilgili ne 66’ncı maddesinde, ne de 1982 Anayasası’nın 92’nci maddesinde Arınç’ı destekleyen tek bir kelime bulabildik.

Sayın Arınç açıklasa da... "BM eğer tüm üyeleri bağlayıcı bir karar alırsa, Meclis’e başvurmadan da hükümetin Lübnan’a asker gönderebileceğine" ilişkin görüşünün dayanağını öğrensek...

Konunun kendisine gelince:

Önce belirtelim... Ne "asker gönderelim"ciyiz, ne de "katiyen göndermeyelim" demekteyiz.

Ama Adalet ve Kalkınma Partisi Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nun (MKYK) son toplantısında Genel Başkan ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın;

"Çevremizde, bizi de çok yakından ilgilendiren gelişmeler yaşanıyor. Bu konuda nasıl bir tutum alacağınız önem taşıyor. Şimdi, hem bütün bu olaylarla ilgili bir yandan ’Türkiye niye masada değil, söz sahibi değil’ denirken, bir yandan da söz sahibi olmanız gereken bu yerlerde olamıyorsunuz. Bu olmaz. Eğer bölgede söz sahibi olmak istiyorsanız tribünde seyirci olamazsınız, sahada, masada olmak zorundasınız" dediği bildiriliyor.

Erdoğan ardından sözü, AKP iktidarının bir yandan "istiyormuş" gibi göründüğü ama aslında "istemediği" için TBMM tarafından reddedilmesine sebep olduğu malum 1 Mart 2003 tezkeresine getirerek;

"Irak’ta olsaydık söz sahibi olurduk. (...) Bunun için de masada olmanız gerekir. PKK teröründen söz ediliyor. Şimdi bir düşünün, biz orada olmuş olsaydık PKK, Kuzey Irak’ta olabilir miydi? Bu kadar rahat hareket edebilir miydi? Buna izin verilir miydi? Şu Irak’a bir bakın, ülkeyi neredeyse bölünmenin eşiğine getirmiş bir Sünni-Şii savaşı yaşanıyor. (...) Biz orada olmuş olsaydık, bu Sünni-Şii savaşı da olmazdı. (...) En azından bizim bulunduğumuz bölgede kimse ölmezdi" demiş.

Bunların neresini düzeltirsiniz? Önce, BM kuvvetine asker gönderirsek hangi masada, ne konuda söz sahibi olacağız? Sonra 10 gün önce Malezya’dan dönerken uçakta gazetecilere, "1 Mart Tezkeresi geçmiş olsaydı nasıl durumda olacaktık, bileniniz var mı? Bu nedenle geçmişe değil, artık geleceğe bakmalıyız" diyen Sayın Erdoğan değil miydi?
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI