Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kafadaki şeytan

Cem Papila’nın da, Bülent Demirlek’in de kafalarında şeytan yoktu. Ne gördülerse onu çalmaya çalıştılar. Ama ortada federasyon yok ki.. Olsa kimse böyle konuşamazdı.

YA herkes konuşacak. Ya kimse konuşmayacak. Futbol Federasyonu var ise, kimse konuşamaz. Demek ki, şu anda yok ki, herkes konuşuyor. Düşünün iki gündür Sergen’in penaltısı verilmedi diye bir yaygara var. Evet doğru Sergen’in net bir penaltısı verilmedi. Ama beyler Ahmed Hassan kendisini yere attı, sarı kart verilecek pozisyonda hakem penaltı verdi. Bunu veren de aynı hakem. Luciano’yu Rize’de Cem Papila atmadı. Tuncay’ın golü yardımcı hakemin bayrağı ile verilmedi.

Şimdi burada bir duralım. Dönelim, düşünelim.

Cem Papila ile Bülent Demirlek ne yaptılar bir bakalım...

Size soruyorum... İki hakem de ard niyetli miydi. Bence hayır.

Fizik olarak kötüler miydi. Bence hayır.

Futbolculara yaklaşımları düzgün müydü? Bence evet.

İki hakemin de iyi niyetinden şüphe var mı? Bence hayır.

Yani ikisi de hata yaptılar ama kafalarında şeytan yoktu. Ne gördülerse onu çalmaya çalıştılar.

Şimdi burada biraz daha duralım. Fenerbahçe, Rize’de nasıl oynadı? Bence çok kötü.

Nasıl mücadele etti? Bence çok kötü.

Takımda futbolcular nasıl yardımlaştılar? Bence çok kötü.

Doksan dakika bitiminde Rizespor kaybetseydi veya berabere kalsaydı, ne olurdu? Bence yazık olurdu.

Maç ne oldu? Hakeden kazandı.

Geçelim İnönü’ye.. İlk yarı maç kimden yanaydı? Bence G.Birliği.

Olmayan penaltıyı Demirlek vermeseydi, devre skoru ne olurdu? Bence 2-0.

İlk yarı pozisyona daha fazla giren takım kim? Bence G.Birliği.

İkinci yarı kim daha iyi oynadı? Bence Beşiktaş.

Bu yarının galibi kim olmalıydı? Bence Beşiktaş.

Net bir penaltı kimin aleyhine verilmedi? Bence Beşiktaş.

Maç nasıl bitti. Berabere. Beşiktaş veya G.Birliği kazansaydı, diğerine yazık olur muydu? Bence evet.

Tahmin ediyorum, şu ana kadar yazdıklarımız ile siz okuyucular hemfikiriz.

Burada bir 15 dakika çay molası verelim duralım. Veya bir kahve söyleyip, yanına maden suyu alsak, bence mahsuru olmaz.

Sırayla yazalım.. Daum- Papila- Lucescu- Demirlek. 90 dakikaları da göz önüne getirelim. Kimleri sınıfta bırakırsınız, kimlere geçer not verirsiniz. Daum- Lucescu bence sınıfta kalır, Papila- Demirlek sınıfı geçerler. Neye göre mi? Birbirlerine oranla yaptıkları hataya göre. Tabi bu arada Yılmaz Vural 8.5’tan 9 alır. Ersun Yanal da 5.5’tan 6.

Yani hakemlere de 5’er puan veririz ve haftayı kapatırız.

KADIN VE GİTAR

ÜÇ hafta önce G.Birliği ile Valencia’ya gittiğimde birkaç şeye tanık oldum. O zaman yer bulup yazamadık. Öncelikle şehrin gecesi gündüzünden güzel. Nedeni; sokak lambaları. İnanın hepsi bir sanat şaheseri. Ve hepsi değişik model. Mübaala ettiğimi sanmayın, gece sokaklarda gazete ve kitabınızı okursunuz.

Sigara alıyorsunuz; paketin üzerinde ‘Şu andan itibaren ölmeye hazırlanın. Çabuk ölmek için para harcamanıza gerek yok’ gibi mesajlar var. Bizde sigara alırsınız, üzerinde ‘Sağlığa zararlıdır’ yazar. Yani bizimki, sigara almayı tahrik eder. Adamlar bu cümlelerle bayağı başarılı olmuşlar.

İspanya’da işin bir başka ilginç yanı ise doğru dürüst güzel bir kadın görememek. Hepsinin kalçası maaşallah bidon gibi. Erkeklerine ‘neden?’ diye sordum enteresan cevap verdiler ve ‘Bizim kadınımız gitarımıza benzer’ dediler.

YEMİNİ BOZDUM

YAZILI basında röportaj yapmama yemini etmiştim. Araya kıramayacağım bir arkadaşım girdi, Tercüman Gazetesi’ne yaptım. Yapmaz olaydım.

MİT ile ilgili 8-10 yıl evvele dayalı bir cümle söyledim. Röportajı yapan kişi merak edip de ‘neden, nasıl, niçin?’ diye sormadı. Sonra da bu gazeteden bir uyanık bu cümleyi manşet yapmış.

Bana bu soruları yöneltseler, haliyle bu cümle manşet olmayacak. İşte Türkiye’de gazetecilik, maalesef böyle yapılıyor. Düşünün bir kere, benim köşem var yazıyorum. Olmayan ne yapacak?.. Yandı... Ve yazılı basınla da benim işim bir daha bitti.

Lucescu ne buyurmuş?

BEŞİKTAŞ
- G.Birliği maçından evvel, Lucescu buyurmuşlar, ‘Maçtan önce ve sonra soyunma odası koridorlarında ve tünelde hiçbir kamera istemiyorum..’

Neden? Çünkü olacak hadiselerden kamuoyu bilgilenmesin.

Avrupa’da seyrettiğimiz bütün maçlarda koridorlar ayna gibi naklen yayınlarda. Çünkü adamların kafasında ters bir düşünce yok.

Lucescu ne de olsa Rumen. Kafası bazı şeylere bizden fazla çalışır.

Fazla uzağa gitmeyin. 6 hafta önce Fenerbahçe Stadı’nda oynanan Galatasaray maçında koridorlarda Fatih Terim maçın hakemi İsmet Arzuman’a ağzına ne gelirse küfürü basıyor. Bir rivayete göre hakem bunu raporuna yazıyor, Haluk Ulusoy çıkarttırıyor. Diğer bir rivayete göre de raporuna yazmıyor. Hangisi doğru. Çünkü küfür edildiği gerçek ve koridorda şahitleri de var. Kim isterse, yüzleştiririm. Peki o zaman İsmet Arzuman, küfürü yediğiyle mi kalıyor. Veya bu küfürü hakediyor mu?

İşte beyler, Türkiye’deki hakeme güvensizlik burada başlayıp, burada bitiyor. Herkesin yaptığı yanına kar kalıyor. Bunlar sizin bilmediğiniz perde arkaları. Yani koridor manzaraları.

OTOBAN MI? GÜLDÜRMEYİN

ANKARA
- İstanbul TEM yoluna kim otoban diyorsa, onun alnını karışlarım. Üç gidiş gelişli bir yol. Benim bildiğim otoban doğa şartlarına uymaz, doğa şartları otobana uyar.

ŞEKİL FARKI

ŞU anda üç takım şampiyonluğa gidiyor. Trabzonspor’a dikkat ettiniz mi? Kulüp başkanı, futbolcusu, teknik direktörü. Hepsi bir efendi. Saçma sapan çamur atma ve demeç verme şekilleri yok. Sadece futbol oynamaya çalışıyorlar ve gürültü yapmıyorlar. Bir de diğer ikisine bakın. Paralar havada uçuşuyor, karalamalar ve beyanatlar.

Soruyorum size, hangisi şampiyon olsun istersiniz.

Çünkü bir de Türkiye’de çok dikkatle izleyen sessiz çoğunluk var. İnşallah bir gün birileri çıkar da ‘Yeter artık arkadaşlar’ der.

Ne de olsa, futboldan gelen bir başkanları var.

ÇEK VERİLSİN

HAKEMLER soyunma odasına geliyorlar. Maça hazırlanıyorlar, aynen futbolcular gibi. Nerden baksan bu bir, bir buçuk saati buluyor. O sırada mutemetler içeriye hakemlere para vermeye giriyor. Hakemler herşeyi bir yana bırakıp, başlıyorlar bu parayı saymaya. Peki birisi kapıyı açıp baksa, manzara karşısında ne diyecekler. Bu biiiirrr.

İkincisi... Hakemler maçtan önce aldıkları bu paraları nasıl saklayacaklar. Yoksa ceplerine alıp sahaya mı çıkacaklar. Bu paralar Futbol Federasyonu kanalıyla hakemlere çek olarak verilse veya banka hesaplarına ödense daha şık ve doğru olmaz mı?
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI