İslam ahlakından ölümsüz örnekler...

DENİR ki; Bağdatlı Cüneyd bir gün camiye giderken yolda yatan bir sarhoş görür. Sarhoşla karşılaşmamak için yolunu değiştirir.

Haberin Devamı

Camiye diğer bir yoldan girer. Cüneyd o gece rüyasında Hz. Peygamberi görür. Peygamberimiz rüyasında Cüneyd’e sırt çevirir. Bunu gören Bağdatlı Cüneyd altüst olur. Kızarır. Renkten renge girer. Sonra büyük bir utanç ve korku içinde sorar. Efendim, der; “hangi kusurum oldu ki, Siz bana sırt çevirdiniz?” Peygamberimiz rüyasında şöyle cevap verir: “Sen bugün camiye giderken yola düşmüş bir sarhoş gördün. Onu horladın, önemsemedin ve ondan yüz çevirip başka yoldan camiye girdin. Halbuki sen onunla ilgilenseydin, onu yanına alıp ayıltsaydın ve ona bu yolun boş olduğunu anlatsaydın doğru olanı yapmış olurdun. Sen ondan yüz çevirdiğin için ben de senden yüz çevirdim.” Kimseyi, hiçbir günahkârı hor görmemek lazım. Belki onun bulunduğu halde biz de olabilirdik. Yarın öyle olmayacağımızı kim garanti edebilir ki....

* * *

Bir büyük zatın yakarışı ne kadar manidardır: “Yarabbi! Sen ki bu kadar nimeti istemeden veriyorsun. Mutlaka isteyene de vereceksin.” Yüce Allah’tan ümidi kesmemek için bundan daha güzel örnek olabilir mi?

* * *

“Beşer” insan demektir. Bu kelime üç harften oluşur. ”B-Ş-R” Baştaki “B” harfini kaldırdığımızda geriye “Ş ve R” kalır. İkisi bir araya gelince “şer” anlamı çıkar. Şerrin ne olduğu malum. Denir ki; “Bismillah” kelimesinin başındaki B harfi “Allah’la beraber ol” anlamını kazandırır. Lisanı haliyle insana da (beşere de) şöyle
demiş olur:

“Sakın hayatının içinden Allah’ı kaldırma, yoksa şerre dönüşürsün. İki “B” harfi arasındaki bu yakıştırma ne kadar ilginç değil mi?

* * *

Adam isyankar mı isyankar. Azgın mı azgın. Hak bilmez. Hukuk bilmez. Setleri yıkar. İnsanları azarlar. Rabbini bilmez. Edebini bilmez. Buna rağmen cennete gideceğini iddia eder dururmuş. Bu adamın zeki ve edep bilen bir kölesi vardı. Bir gün bu efendi kölesine buğday tohumunu verir ve tarlasına buğday ekmesini emreder. Köle ise buğday yerine tarlaya arpa eker. Tabii ki hasat zamanı tarladan arpa çıkar. Efendi hiddetlenir. Köleyi çağırıp azarlamaya başlar. Der ki; “Ben sana buğday ekmeni emrettim. Sen ise arpa ekmişsin. Nasıl böyle bir yanlışı yaparsın. Bana nasıl ihanet edersin.” Köle sakin bir şekilde cevap verir: “Efendim; ben arpa ektim ama tarladan buğday çıkar sandım, ne yapabilirim ki!” Efendinin hiddeti artar;  “Be ahmak” der, “arpa ekilen yerden buğday çıkar mı?” Bilge köle cevap verir: “Ama siz hayatınız boyunca günah ekiyorsunuz. Bir de cennet bekliyorsunuz. Günah ekilen bir dünyanın ahiretinden cennet çıkar mı?”
Bu uyarı hepimiz için gerekiyor değil mi? Az iyiliğin karşılığında mükafat ve merhamet bekliyoruz. Çok günahın karşılığında ise az ceza bekliyoruz. Onun içindir ki; Kuran-ı Kerim bizim bu halimizi kısaca şöyle özetler: “İnsan Rabbine karşı ne kadar da çok nankördür.”

* * *

Kabe yüce Allah’ın evidir. Bu mecazi anlamda bir aidiyettir. Yoksa bütün kainat yüce Allah’ındır. Allah evini ibadette sembolik olarak yönelinen bu şerefli mekanı yok etmek için gelen ‘ebrehe’yi ve ordusunu küçük çakıllarla yok etti. Küme küme kuşların (ebabil) pençe ve gagalarında tuttukları küçük taşlar ebrehe ve ordusunu ayaklar altında kalmış, ezilip parçalanmış kuru yapraklara çevirdi. Fil suresi bunu anlatır. Atılan her çakıl, başına düştüğü askerin ayaklarından çıkıyordu. Parçalayarak. Zira ordunun suçu cüreti büyüktü, ceza da o seviyede büyük olacaktı... Denir ki insanın kalbi de Kabe gibidir. Onu hor görüp yıkanı da yüce Allah ebreheyi yıktığı gibi yıkar. Bazen az söz, çok ibret taşır değil mi? Onun içindir ki Hz. Peygamber (s.a.v); “Mü’min kulun kalbi Kabe’den üstündür” buyurur.

* * *

Bir Allah dostu Mekke’ye gider. Hac yapacaktır. Kabe’nin etrafında dolaşırken birini görür. Adamın Kabe’ye öyle bir girişi vardır ki... Sanki kendisini Kabe’den de üstün görüyor. Allah dostu olan zat bu adamın küstahça, azametle Kabe’ye girişine hayret eder. Kendi kendine şöyle der; “Ne bu azamet. Ne bu büyüklenme. Etrafında korumalarıyla bu Kabe’ye girişte neyin nesidir. Burada edeb lazım. Burada tevazu lazım. Burada kendinde olmak lazım.” Böyle der ve böyle düşünür, Allah’ın dostu olan zat. Nihayet aradan bir yıl geçer. Bu Allah dostunun yolu Bağdad’a düşer. Bağdat’ta yürürken bir köprü başında dilenen bir dilenci görür. Dikkatini çeker bu dilenci. Dilenen bu adamı bir yıl önce Kabe’ye debdebe ve ihtişamla giren adama çok benzetir. Dilencinin yanına yanaşır ve şöyle der: ”Arkadaş seni birine benzettim. Geçen sene yanında onlarca adamı ve koruması olduğu halde Kabe’ye ihtişamla giren bir adam vardı. Sen ona benziyorsun. Yoksa yanıldım mı ki.” Adam başını utanarak kaldırır. Sararmış yüzüne sinmiş olan perişanlık ve dağılmışlıkla cevap verir: ”Evet. O adam bendim. Kabe’deki küstahlığımın karşılığı işte bu halimdir. Kabe’ye öyle girdim. Bak böylesine rezil oldum. Vezirken işte böylesine rezil oldum.” Sonra tekrar başını eğer ve dünyasına dalar.

* * *

Allah’a hasım olmamak lazım. Nice cebbarın, imparatorun, sultanın, güç ve kudretin tümünü muma çevirip toprağa uzatmadı mı? Hani daha dün güç ve kudret temsil eden, kendisini yok olmaz sayan, devrilmez bilen imparatorların mezarlarına gidin. Dinleyin. Ne bir ses, ne bir seda duyarsınız. Toprak nasıl tevazu ve edebi öğretmiş...

Not: Hayatım boyunca sayısız ödül ve plaket aldım. Mutlaka hepsi çok değerliydi. Ama geçen hafta, Tüm Şehit Aileleri Derneği’nden aldığım ödülün ayrı bir yeri oldu. Bunu sizlerle paylaşırken tüm şehitlerimize yeniden rahmet diliyorum.

Haberin Devamı

SORALIM ÖĞRENELİM

Haberin Devamı

* Evli bir kadınım. Babamla kocam arasında problem var. Benim için hangisi önceliklidir? / FATMA ZENGİN / İSTANBUL

 Babanız hayata gelme vesilenizdir. Hayat boyu ona iyilikle, saygıyla yükümlüsünüz. Eşinizle de hayat birliği anlaşmanız var. Evlenmeden önce babanızın, evlendikten sonra ise eşinizin hukuku ön plana geçer.
Bununla beraber tercih noktasına gelmeden uzlaştırıcı olmanız gerekir. Kocanızın hatırına babanızı yok sayamazsınız. Babanızla ilgili problem sebebiyle de eşinizi reddetmeniz doğru olmaz.

* Ölen eşimin ruhuna hatim indiriyorum. Ona ulaşır mı?  / İNCİ AKYÜZ / ISPARTA

Ölen için yapılan her türlü iyilik ruhuna ulaşır. Alimlerin çoğuna göre ölü için okunan Kuran’ın sevabı ölene varır. Zira Kuran’ın her ayeti berekettir. Allah kelamıdır. Hem o ayetle ilgilenen ve hem de kendisi için ilgilenilen sevap alır.

* Uzanmış yatarken Kuran okuyabilir miyim? / SEYFULLAH ŞAHİN / SİİRT

Peygamberimizin; başını Hz. Aişe’nin kucağına yaslayıp Kuran okuduğunu biliyoruz. (Müslim hayz, 15; buhari, hayz, 3) Kuran-ı Kerim; “Ayakta, otururken ve yanlarına yatanların zikirlerini över” (Ali İmran, 39). En büyük zikir de Kuran-ı Kerim’dir. O halde önemsemezlik ve saygısızlık niyeti olmaksızın uzanarak Kuran okunması sakıncalı değildir. Önemli olan Kuran’la irtibatımızın devam etmesidir.

* Eşim mehrimi isteyip onunla daire aldı ve bana “Bu senin olacak” dedi. Bu dairede hak iddia edebilir miyim? / ESRA ÖLMEZ / İZMİR

Eşinizin sizden aldığı mehir (paranız) üç şekilde olabilir; ya ona bağışlarsınız, ya borca verirsiniz veya size vekaletle bir şey alır. Siz eşinize şartlı verdiyseniz (daire alma niyetiyle verdiyseniz) alınan daire size aittir. 

Yazarın Tüm Yazıları