Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

IMF ve para politikası

IMF tarafından geçen kasım ayında hazırlanan "Türkiye Raporu" iki hafta önce açıklandı.

Kasım ayında yazılan raporun, bu kadar geç açıklanması dikkatimi çekti. Raporu ve raporla ilgili yorumları okudukça, hem gecikmenin sebebini hem de Merkez Bankası’nın son beş ay içinde niçin zikzaklı bir tutum sergilediğini anladım.

IMF raporu, Türkiye’de beş yıldır izlenen para politikasında çok önemli bir değişik yapılmasını öneriyor. İşin ilginç yanı, IMF’nin önerilerinin yıllardır benim bu köşede ısrarla vurguladığım görüşlere tıpatıp uyması. Hatta, acaba IMF bu son raporu yazarken benim yazılarımdan bir derleme mi yaptı diye düşündüm. Aslında birbirinden hiç haberdar olmayan iki kişinin aynı olayı, bilimsel yöntemle gözlemleyerek, aynı sonuçları ulaşması çok doğaldır. Çünkü izlenen olay aynıdır. "Sebep-sonuç" ilişkisini saptamak da kimsenin tekelinde değildir. Bazıları bu ilişkiyi çabuk, bazıları geç görür. Ama sonunda herkes, her şeyi anlar.

* * *

Bilindiği gibi Türkiye’de neredeyse 30 yıl süren bir yapışkan enflasyon devresinden geçtik. Yapışkan enflasyon, sadece Türkiye’nin değil başta Latin Amerikalılar olmak üzere pek çok "gelişmekte olan" ülkenin belasıydı. Enflasyon, ekonominin regülatörü olan "fiyat mekanizması"nın en önemli komponenti olan "para biriminin" hastalanması demektir. Sağlam (yani enflasyonla aşınmayan) para olmadan, fiyat mekanizması doğru çalışmaz. Fiyat mekanizması doğru çalışmazsa, ekonominin bir numaralı sorunu olan "kaynakların en verimli şekilde tahsisi" meselesi çözülemez. Kaynak tahsisi çarpıklıkları oluşur. Ekonominin verimi düşer, milli gelir artabileceği kadar artamaz. Halk, fukaralıktan; ülke, başkalarına muhtaç olmaktan kurtulamaz. Bu sebeple bir ekonomide "enflasyonla mücadele" her zaman birinci önceliktir. Fiyat istikrarı, siyasi istikrarın da esasıdır.

* * *

Türkiye son beş yılda enflasyonla mücadelede iki ana alet kullandı. Birincisi, TL’ye yüksek faiz vererek, piyasada döviz arzını arttırıp, döviz fiyatlarını bastırmak. Çünkü Türkiye’de enflasyon döviz fiyatlarına endekslenmişti. İkincisi, yüksek faizin bütçe açığına sebep vermemesi için yüksek "faiz dışı fazla" yaratmak. Ancak bu politika, iki istenmeyen sonucu da beraberinde getiriyordu. Yüksek cári açık ve artan dış borç. Bu sürdürülemez gidişi bir yerde frenlemek için, TL faizlerinin indirilerek, sıcak para girişlerinin caydırılması ve TL’nin aşırı değerli halinin törpülenmesi gerekiyordu. Ben de davul zurna eşliğinde bunu haykırıp duruyordum. IMF ise kıvırtıyordu. Meğer kasım ayı raporunda IMF, Türkiye’ye bunu önermiş. Merkez Bankası da anlaşılan buna göre hareket etmiş. Ama döviz fiyatları artışı kontrolden çıkınca, yine eski modele geriledi. Anlayacağınız, ekonomide "yumuşak iniş" başarılamayınca pilot pas geçti.

Son Söz: Ne yapacağın kadar, ne zaman yapacağın da önemlidir.
X