İlter Türkmen: İnsan haklarına ürkek yaklaşım

İlter TÜRKMEN
Haberin Devamı

HELSİNKİ Zirvesi'nin ardından Avrupa Birliği'yle müzakerelerin başlamasının şartı olarak belirlenen Kopenhag Kriterleri'ne uyum konusunda en ciddi ve somut çalışmayı çeşitli bakanlık ve kurumların temsilcilerinden oluşan bir alt komisyon yaptı. Onun hazırladığı rapor, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği'nin süzgecinden geçtikten sonra ‘‘İnsan Hakları Üst Kurulu’’na sunuldu ve nihayet geçen hafta Bakanlar Kurulu'nda bir ‘‘referans ve çalışma’’ belgesi olarak kabul edildi.

***

Raporun önemli bir özelliği var: ‘‘İnsan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü’’ alanlarında 41 yasa değişikliğinin iki yıl içinde gerçekleştirilmesini öngören bir takvim saptamış. Hükümetin ve Meclis'in genel çalışma temposu ışığında iyimser bir beklenti, fakat bir, hatta iki yıl gecikmeyle rapordaki hedeflere varılsa yine çok büyük bir ilerleme kaydedilmiş olacak. Dışişleri Bakanı, herhalde moral aşılamak için, 2001 yılında AB ile müzakerelere Türkiye'nin başlayabileceğini bildirmişse de, gerçekçi bir görüşle 2003-2004 yılından önce buna pek imkán görünmüyor. Kaldı ki, Bakanlar Kurulu'ndan geçen rapor Kopenhag siyasi kriterlerinin hepsine cevap vermiyor. Helsinki Zirvesi'nde dolaylı olarak Kopenhag Kriterleri ile irtibatlandırılan dış politika konularında ne kadar sürede mesafe alınabileceği henüz belli değil.

***

Bakanlar Kurulu, bazı müdahaleler üzerine raporu resmen onaylamadı, fakat bir ‘‘referans ve çalışma belgesi’’ olarak kabul etti. Eğer programın uygulanması yönünde ciddi bir politik irade mevcutsa, belgenin statüsündeki değişiklik üzerinde durulmayabilir. Yok, maksat programı orasından burasından kırpmak ise, AB ile çok çabuk sıkıntılar baş gösterir.

***

Bakanlar Kurulu'nda rapordan azınlıklar bölümü de çıkartıldı. Oysa bu bölüm Kopenhag Kriterleri açısından iki temel yaklaşımı kapsıyordu. Bunlardan birincisi ‘‘...kriterler bağlamında azınlıkların korunması başlığı altında ileri sürülen ölçütlerin bireysel insan hakları çerçevesinde karşılanması’’nı öngörüyordu. Burada kastedilen daha çok, Kürt kökenli vatandaşlara bazı kültürel haklarının bireysel zeminde tanınması idi. Kürtçe eğitim ve televizyon yayınları bu kapsama girer. Bakanlar Kurulu işte bu alanda gelişmeye kapıyı kapatıyor. Bugünkü aşamada belki derhal AB'den bir tepki gelmez, fakat ileride sorun yine karşımıza çıkacaktır.

***

Raporun azınlıklar bölümünün içerdiği ikinci konu, ülkemizde yaşayan gayrimüslim kişilere ilişkindi. Lozan Antlaşması'na göre azınlık statüsünde olmasına bakılmaksızın, bu kişilere, mensup oldukları dinin vecibelerini yerine getirmelerinde kolaylık sağlanmasını amaçlıyordu. Özellikle bu paragrafın çıkartılması gerçekten üzücü, çünkü yabancılar ve resmi azınlık mensubu olmayan Türk vatandaşları bu alanda olmadık güçlüklerle karşılaşıyorlar. Buna bir örnek; Antalya'da emekliliklerini geçirmek amacıyla yerleşmiş binlerce Alman'a kilise inşa etmek izninin verilmemesi. İş bununla kalmıyor, evlerde toplu olarak ayin yaptıkları zaman polis tarafından basılıyorlar! Almanya'da Türk vatandaşlarının ibadetine açık yüzlerce cami varken bu derecede bağnazlık doğrusu utanç verici. Diğer taraftan sayısı çok azalmış Süryani vatandaşlara din eğitiminde zorluk çıkartılıyor. Resmi azınlık mensupları da eziyetten masundurlar denemez. Vakıflarına ayrımcı muameleler devam ediyor.

***

Kopenhag Kriterleri raporu hakkında son bir noktaya temas etmeliyim: Rapor tasarısını hazırlayan alt komisyon üyelerini candan kutlamak gerek. Çetin koşullar altında büyük bir medeni cesaret ve özveriyle çalıştılar. Ne yazık ki alt komisyonun başkanlığını yapan Dışişleri Bakanlığı mensubu, kıdemi müsait olmasına rağmen büyükelçi olarak atanacağına ancak bir başkonsolosluğa layık görüldü. Umarım bu tayinde bir sembolizm yoktur.

Yazarın Tüm Yazıları