Hodri meydan haydi çizin

GEÇEN hafta Büyükşehir Belediyesi’nin yaz boyunca bekledikten sonra, okulların açılmasıyla birlikte asfalt çalışması başlatmasını eleştirmiş, hepimize çektirilen eziyeti gündeme getirmiştim.

Haberin Devamı

Bu hafta asfalt eziyetinin üzerine, asfaltın üzerine bir türlü çizilemeyen şerit çizgilerine bir kez daha değinmek istedim.
“Ankara’da önemli bulvar ve caddelerde neden şerit çizgisi yok..?”
Benim bu soruya verdiğim cevap, “Çünkü öyle yollar var ki, mühendislik hataları yüzünden şerit çizilmesi imkansız” şeklinde..
Ama ne yazık ki yetkili ağızlardan bugüne kadar tatminkar bir açıklama gelmedi.
Büyükşehir Belediyesi’nden aylar önce tek bir açıklama gelmişti, onda da ‘şerit seferberliği’ başlatıldığı söyleniyordu.
Başlatıldığı anda bitti..
Ankara’nın dört bir tarafına radarlar koyarak, trafik kazalarını azaltmak için gösterilen çabalar elbette mutluluk verici..
Ancak aynı çabanın, Ankara’da meydana gelen trafik kazalarının altında yatan başka önemli nedenleri masaya yatırmak konusunda gösterilmemesi düşündürücü..
Simsiyah bir asfalt..
Biçimsiz rögar bacaları..
Bubi tuzağı kılığında çukurlar, kasisler..
Yetersiz aydınlatma..
Mühendislik hataları ile dolu, şerit çizgisi olmayan kent içi ‘çakma’ otobanlar..
Ve hodri meydan diyorum..
ODTÜ kavşağının İstanbul yoluna açılan bağlantısına, bu hali ile kimse şerit çizemez..
Ümitköy Opet benzinliğin önündeki trafik ışıklarına da..
Eskişehir yolunda Ümitköy kavşağının, Ümitköy’e bağlantısına..
Çukurambar’a, Dikimevi’ne, Anıttepe’ye, Mamak’a, Keçiören’e..
Aklıma gelmeyen sayısız kavşağa, bulvara..
Hepsi ayrı birer mühendislik rezaleti..
Eğer bunları yapan bir mühendis ise tabi..
ASPARAGAS YAPALIM
Yani hayali bir haber..:
Mustafa, geç saatlerde iş yerinden çıktı. Otomobiliyle Eskişehir Yolu’ndan evine doğru yola koyuldu. O akşam, aydınlatma lambaları çalışmıyordu. Yeni atılmış simsiyah asfaltta ne şerit çizgisi vardı, ne de sağlıklı bir işaretleme..
Şerit çizgisi yoktu ama, kestirebildiği kadarıyla orta şeritte, saatte 70 kilometre hızla gidiyordu. Dikiz aynasına baktı, sol şeritten bir otomobil büyük bir hızla yaklaşıyordu. İleriye baktı, yan yola girmemiş bir dolmuş, sağ şeritte durmuş yolcu indiriyordu.. Kavşaktan bir başka otomobil aniden ve hızla orta şeride attı kendini..
Ve büyük çarpışma..
Mustafa belki bütün trafik kurallarına uymuştu ama, ortada gerçek anlamda trafiğin akacağı ne bir yol vardı, ne de canını kurtarmasına yardım edecek bir şerit..
Üstelik Eskişehir Yolu’ndaki hız radarına sadece iki kilometre mesafede idi.
Mustafa aracının içinde sıkışarak öldü..
Kim öldürdü..?
ALMANYA ÖRNEĞİ
Geçenlerde Hürriyet’in ulaştırma servisinden bir arkadaşımız, Almanya’da yaşayan bir yakınının başından geçen bir kazayı anlattı. Rüya gibiydi..
Kazanın rüyası nasıl olur demeyin, Türkiye’de yaşıyorsanız; hele hele Ankara’da, oluyor..
Yakını bir otomobile arkadan çarpmış..
Türkiye’de böyle bir durumda mahalle esnafı, meraklı vatandaşı, çok bilen usta şöförü gelir ve “Arkadan çarptın abi, sekizde sekiz sende suç, yandın sen” diye ahkam keser..
Almanya’da öyle olmamış..
Polis gelmiş, rapor tutmuş ve bir iki gün sonra raporun sonucu taraflara bildirilmiş:
“Bütün maddi hasarı belediye ödeyecek, çünkü suç yolda..”
Ankara’da son 10 yılda meydana gelen kazalarda yerel yönetimlerin ihmal ve kusurları gerçekten araştırılsaydı nasıl bir tablo çıkardı, gerçekten merak ediyorum.
Kent bir sistemdir ve sistem bir bütündür..
Radarla şov yapmak, asparagas haberin kahramanı Mustafa’nın hayatını kurtarmaz..
Asfalt atmak hiç yetmez..
Ankaralı, radar kameralarına gülümseyen figurandan öteye geçmez..
Oysa yaşam ve yaşama hakkı, her şeyden daha değerli..

 

Yazarın Tüm Yazıları