Hetoks

SANKİ iki ayrı ülkede yaşıyoruz.

Öyle farklı, öyle uzağız.

Birbirimizden haberdarız ama.

Ara sıra gazete sayfalarında rastlıyoruz onlara. Onlar da bizi biliyorlar elbet. Nasıl giyindiğimiz, nasıl yaşadığımız hakkında bir fikirleri var. Gelenden gidenden, televizyondan, arada ellerine geçen gazetelerden.

Onlara gazete sayfalarında her rastladığımızda "Vah vah!" diyoruz, "Ne korkunç!"

Onlar bizim için ne düşünüyor, belli değil.

Biz onları çabucak unutuveriyoruz. Kısacık tasalanmaların ardından kendi dünyamıza dönüyoruz.

Onlarsa çıkmak isteyip çıkamadıkları dünyalarında... Bir dakika! Oraya "dünya" denmez. "Cehennem" diyelim. Cehennemlerinde hiç işlemedikleri suçların sözde bedelini ödemek için sıralarını bekliyorlar.

Türkiye’nin doğusunda dünyaya gelmiş kadınlardan bahsediyorum. Hani "töre kurbanları" diye bilinen kadınlardan.

Pazar gününün, konusu değil biliyorum.

Ben de zaten "hetoks" yapan kadınlardan söz edecektim bugün. Fakat bununla ilgili bir yazıyı okuduğum dergide onlara rastlayınca...

* * *

Efendim "hetoks", "erkeklerden arınma diyeti"ymiş. Ben de yeni öğrendim. Zaten yeni bir akım. Avrupa’da başlamış ve elbet ve tabii ki illa ki Türkiye’ye de gelmiş.

Ama anladığım kadarıyla bir farkla!

Avrupalı kadınlar arasında, erkekten arınma, "kendini salıverme" anlamına gelirken, bizde "kendini yeni bir erkeğe hazırlama" olarak ortaya çıkıyor.

Avrupalı kadının yaptığını, yani saçı başı, tırnağı, göbeği, üstü başı kendi haline bırakma işini biz daha ziyade beraberlik esnasında yapıyoruz. Özellikle eskimiş bir beraberlikse...

Aslında bana sorarsanız fena da yapmıyoruz. Tamam, devamlı az önce çapadan gelmiş gibi gezmeyelim ortalıkta ama öteki türlüsü de manavın tezgáha dizdiği elmaları habire parlatması gibi bir şey oluyor ki, bize bu işlem yapılmasa da elmanın elmalığından bir şey kaybetmeyeceğini bilen erkekler lazım.

Şimdi çapadan gelmiş deyince... Konumuzla alakası yok ama araya sıkıştırmadan geçemeyeceğim.

Televizyonda sabah programı yapan bir kızcağız var. İsmi lazım değil, mutlu mu mutlu fındık kurdu gibi bir taze. Fakat kadının parıltısından adeta ürküyorum desem... Taşından, tüyünden, pulundan... Bakımlı olmanın da bir sınırı var. Bir noktadan sonra hakikaten korkuyor karşısındaki. Erkek değilim gerçi fakat olsam, akşamları kapıda bu kızcağızın yerine hakikaten çapadan gelmiş bir kadın tarafından karşılanmayı tercih ederim.

Nerede kalmıştık... Ha, Türk kadını olarak "hetoks"tan anladığımız, "kendimizi yeni erkeklere beğendirmek üzere bakıma almak" oluyor.

Belki estetik operasyonlar bile var işin içinde. Amacının aksine daha da yorucu bir dönem yani. Türk usulü hetoks!

Gelelim doğudaki hemcinslerimize...

"İki erkek arası" diye bir zaman dilimi yok onlar için.

Olsa olsa "bir erkek sonrası" var ki oda aile tarafından intihara zorlanmak ya da öldürülmek oluyor.

Evet, bugün başta sözünü ettiğim "Vah vah!" durumundayım. Rast geldim ya...

Merak etmeyin geçer!

Yarına bir şeyim kalmaz!

Ama neyse ki bu durumun kalıcı olduğu kişiler de var. O kadınların kaderi yenmeleri için uğraşan... Bir arpa boyu yol alınmasına izin vermeyen güçlü törelere karşı mücadele eden...

Neyse ki...

MIŞ-MUŞ

Avusturyalı bakan, Swarovski kristallerin sahibinin eşiyle terasta sevişirken objektiflere yakalanmış.

Bizimkiler bunu duyunca hiç olmazsa el sıkışırken tereddüt etmezler belki.

Tedavi olmak için seçilen ülkeler arasında Türkiye de varmış.

E, hastanın da maceracısı oluyor demek!
Yazarın Tüm Yazıları