Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hedefe kilitlenince üyelik oluyor

TÜRKİYE, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne iki yıl için geçici üye seçildi. <br><br>Hem de, Batı Avrupa grubunun dört adayı, Avusturya ve İzlanda arasında en yüksek oyu toplayarak.

Daha önceki üyelikler 1951-52; 54-55 ve 61 yıllarındaymış. Güvenlik Konseyi’nin 15 üyesinden 10’u geçici üye. Beş daimi üye ABD, Rusya, Fransa, İngiltere ve Çin. Daimi olmayan üyeler iki yıl için seçiyorlar ve veto hakları yok.

Evet veto hakkı yok ama daimi olmayan üyelik prestijli bir iş.

Sadece dünyayı ilgilendiren önemli kararlarda bir kürsü elde edip görüş açıklamak ve kararlara katkıda bulunmak değil önemli olan.

Bu üyelik, pazarlıklarda, al-ver süreçlerinde kullanılabilecek etkili bir güç. Bir denge manivelası.

Özellikle de BM’nin etkili üyelerinin müttefiklerinin oylarına ihtiyaç duyduğu süreçlerde.

Geçici üyeler kararları veto edemeseler de yedi üye bir araya geldiğinde bir kararı çıkartabiliyor ya da bloke edebiliyorlar.

PAZARLIK GÜCÜ ARTACAK

ABD, adaylar ve seçilen üyelere bakarken geçmiş dönemde BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamaları dikkate alıyor. Her yıl üyelerin oy kullanma eğilimleriyle ilgili Kongre’ye rapor sunuluyor.

Buna göre 2007 yılında ABD’yi doğrudan ilgilendiren 13 konuda (Küba ile ilgili tasarı, İsrail-Filistin sorunu, Kuzey Kore ve İran gibi) Türkiye’nin kullandığı oy ile ABD’ninki yüzde 45.5 oranında çakışmış.

Batı Avrupa Grubundan seçilen diğer üye Avusturya ile bu uyum yüzde 63.6, bu grupta bulunan Belçika ve İtalya ile ise yüzde 70. Zaten genelde Avrupa Birliği üyesi ülkelerde oran yüzde 70’lerde.

Örneğin, Afrika-Asya grubundan bu dönem adaylığını koyan İran’ın uyumu ise sıfır.

Demek Türkiye, kararların yarısında ABD’nin çıkarlarına uygun ama diğer yarısında karşı oy kullanmış. Ya da çekimser kalmış.

Türkiye’nin seçilmesinde etkili olan dengeci dış politika çizgisinin sonucu olan bu durum, önümüzdeki iki yıl önemli karar süreçlerinde de Türkiye’nin ağırlığını artıracak olan bir unsur.

Bu süreç Türkiye’nin karşısına İran, Gürcistan gibi zor dosyaları getirirken, Kıbrıs konusunda da daha geniş bir lobiyi yaratmak üzere çalışma fırsatı ortaya çıkartabilecek. Tabii, bu çok dikkat edilmesi gereken bir nokta. Burada hayalci beklentilere girip yalnız kalma ihtimalinden kaçınmak gerekiyor.

ÖNCELİKLER SORUNU

47 yıl aradan sonra gelen üyelik için 2003 yılından beri çok ciddi çalışılıyor. Adını kimsenin duymadığı küçük ada devletlerine varıncaya kadar en geniş biçimde girişimler yapıldı, ilişkiler kuruldu. İslam Konferansı Örgütü, Türkiye’yi destekledi. Bunda İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nun uğraşlarının da katkısı var şüphesiz.

Türkiye, BM’nin dünya çapındaki yardım faaliyetlerine en fazla katkıda bulunan 26’ıncı ülke durumuna yükseldi.

Bu bir öncelik meselesi. Türkiye, köklü değişim gerektiren ve siyaseten riskli olan Avrupa’ya odaklanmak yerine, geçici bölgesel rollerle fırsatları çoğaltmaya öncelik verdi.Demek, bir amaca odaklanınca oluyor. Siyasi irade olmasaydı eğer, Türkiye bu yolu kolay kat edemezdi.

Avrupa Birliği sürecine örnek olsun.
X