Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hayatın İçinden

Tuğrul ŞAVKAY

İftarlı reklamlar

RAMAZAN’LA birlikte İstanbul'da ne kadar belediye varsa bir iftar yarışına girdi.

Belediyelerin hayır yapmasına asla karşı değilim. 'Allah insanı açlıkla terbiye etmesin' sözü de bize ait. Bunun ne demek olduğunu da kişisel deneyimimden biliyorum.

Karşı olduğum, daha açıkcası nefretle karşıladığım tutum, bu işin bir tür reklam ve halkla ilişkiler şovuna döndürülmüş olması.

Gazeteye gelen basın bültenleri yüzümü kızartıyor. Hele bir de fotoğraf eklemiyorlar mı, büsbütün çileden çıkıyorum.

Bu iftarlarda körler sağırları ağırlar misali zaten hali vakti yerinde olanları doyurmak belediyelerin işi değil. Böyle bir şey için para harcanması önce günah, sonra da meşru değil.

Yok eğer gerçekten muhtaç insanlara yardım yapılmak isteniyorsa...

Bunların günde bir kez doyurulması yeter mi? Bir öğün yemekle yaşamak mümkün mü?

Sonra Ramazan dediğiniz topu topu bir ay. Muhtaç insanların yılın kalan on bir ayında Ramazan'da yedikleriyle mi idare edecekler?

Bunu yapanlara 'utanın' diyeceğim ama onlarda bu yüz nerede?

Hayrın hayırlısı

GEÇEN hafta Doğan Hızlan köşesinde İtalya'dan gelen bir okuyucu mektubunu yayınladı. Aynı mektuba Radikal'de Mine Kırıkkanat da yazısında yer vermişti. Özetle hatırlatacak olursak, Napoli'de kahve içen insanlar içtiklerinden fazlasının parasını ödüyordu. Niye mi? Bir kahve için parası çıkışmayanlar da içebilsinler diye!

Murat Bardakçı, Ramazan'ın ilk günü, İstanbul'daki sadaka taşlarından söz etti. Hani şehrin dört bir yanına dağılmış ve üzerine sadaka bırakılan taşlar. Hali vakti yerinde olanların geceleri karanlıkta görünmeden para bıraktığı, yoksulların da yine karanlıkta gidip ihtiyaçları kadar üzerinden para aldıkları taşlardan söz ediyorum.

Bir de Sadettin Tantan'ın Fatih Belediye Başkanı iken ihtiyacı olan herkese yemek dağıtmasını hatırlıyorum. Kimseye duyurmadan, gece vakti gizlice ulaştırılan yemekleri.

Hayır işini gösterişle karıştıranlar bunları anlayamaz tabii. İncelik, zarafet, alçakgönüllülük, bir hayrı Allah rızası için yapmak onların bileceği işlerden değil.

O cahillerden olmaktan Allah'a sığınıyorum...

Galatasaray

Lisesi 519 yaşında

PARA dışında hemen her değerin yerlerde süründüğü, ayaklar altına alındığı bir ortamda yaşıyor olmasak bir okulun 519. kuruluş yıldönümüne ilişkin bir yazı belki de yalnız o okuldan mezun olanları ilgilendirebilirdi.

Ama durum farklı.

İşin güzel yanı, Galatasaraylıların Sultan II. Bayezid'in okulu kurduğu 1481 yılından bu yana oluşturdukları geleneği ısrarla ve biraz da inatla sürdürmeyi başarmış olmaları.

Bu gelenek nedir diyenlere kısaca bunun kardeşlik, sevgi ve dayanışma olduğunu söyleyebilirim.

Ayinesi iştir kişinin

Bunlar boş sözler değil.

Mesela lise müdürlerinin hemen hepsi eski Galatasaraylıdır. Bu görevi toplumca çok daha önemli sayılan mevkileri gönüllü olarak terk ederek kabul ederler. Bir önceki okul müdürü Prof. Dr. Erdoğan Teziç lise müdürlüğü için Hukuk Fakültesi'ndeki makamını terk ederken bir an bile tereddüt etmemişti. Zamanı dolup Galatasaray Üniversitesi'ne rektör olduğunda boşalan yeri bu kez Prof. Dr. Ethem Tolga doldurdu. Bu iş yıllardır böyle sürüp gitmekte. Çünkü vefa, Galatasaraylının temel değerlerinden biri.

Yalnız müdürler mi? Mezunlar da aynı özveri içinde. Kimisi Cengiz Nayır gibi binlerce işi arasında cemiyet başkanlığını yürütür, kimisi ise İnan Kıraç, Selahattin Beyazıt gibi maddeten Galatasaray'ı destekler.

Çağdaş değerler

Hepsi bu da değil. Bütün bunlara cehalete karşı aydınlık düşünce, çağdaşlık gibi Galatasaray'ı Galatasaray yapan değerleri de eklemek gerek.

Galatasaray'ın en güzel yanlarından biri de o topluluğa girişin ve orada yaşamanın daima eşitlik temelinde gerçekleşmiş olması. Galatasaray'da okuyan çocuğun anasının babasının kim olduğu fark etmez. Başarı, sadece kendi zekanıza, yeteneğinize ve çabanıza bağlıdır. Baba, amca, enişte yok! Kısacası hak eden kazanıyor.

Galatasaray'ı diğer okullardan ayıran, öğrencilerin daha iyi bir öğrenim almasından ibaret değil. Yukarıda anlattığım değerlere sahip bireyler olarak yetiştirilmeleri.

Bütün bunları nereden mi biliyorum? Galatasaray Lisesi, mezunu olmakla her zaman övündüğüm okulum da ondan.

X